|
CEMAL
ŞAKAR
MUHACİR
ROMANLAR
Edebiyat
iktidarı, başka derin iktidarlar gibi cismen ortalıkta olmayan ama manen
varlığını hissettiren baskı türlerinden biri. Bu iktidarın
cismaniyetiyle ilgili kimi sorular her zaman cevapsız kalmaya mahkumdur.
Zira hiçbir aydın böylesi bir baskının faili olmak istemez. Olmak
istemez ama, bir fail-i meçhul olarak fiilleriyle edebiyat dünyasına
nizamat vermekten de geri durmaz.
Gücünü devletten aldığı için, hükümranlığı altında tuttuğu
dünyayı da devletin ideolojisine uygun bir şekilde düzenlemeye çalışır.
Hatta son on-onbeş yılda ilişkilerini geliştirip genişleterek küresel
iktidarla da ilişkiye girmeyi başarmıştır.
Karşılıklı ilişkilerle güçlenen edebiyat iktidarından
beklenen birincil görev, nasıl bir edebiyat anlayışının
yaygınlaştırılacağı; kimlerin yükseltileceği, kimlerin alçaltılacağıdır.
Elbette bu görev yerine getirilirken, edebiyatın ölçütlerine göre değil
de, sanatçıların dünya görüşlerine göre hareket edilmesi de, durumdan
çıkarılması gereken vazifelerdendir. Bu görevi yerine getirirken
ellerindeki en güçlü silah da, edebiyatın zaten alabildiğine öznel olan
ölçütlerini kendi dünya görüşlerince esnetip hükümranlıkları altında
bulunan alana kimleri alacakları kimleri de dışarıda tutacaklarıdır.
Eldeki birikimi ölçüp biçerek tasnif ederken, onlara isim vermek de
iktidarın doğal hakları arasına kendiliğinden girivermektedir: modern,
yenilikçi, ilerici, gerici roman gibi ya da köy romanı, kent romanı,
toplumcu roman, bireyci roman, hidayet romanı gibi.
Edebiyat iktidarının en zalim yüzü burada kendini
göstermektedir. Zira isim vermek, kavramları belirlemek, bizim o ‘şey’le
olan ilişkimizi de belirler. Bu bağlamda müslümanların eserleriyle
kurulacak ilişkide, evvel emirde onların cemaatçi yapısından dolayı
bireyselleşemediklerinden; ayrıca hıristiyanlıktaki gibi bir itiraf
mekanizmaları olmayışından dolayı roman yazamayacakları unutulmaması
gerekmektedir. En merhametli bu hükümlerin yanında, müslümanların zaten
gerici olmaları, dünyayı binbeşyüz yıl öncesinin karanlığı altında
yorumlamaları nedeniyle, olası bir aydınlığın peşinen onlardan
beklenemeyeceği de gözardı edilmemelidir.
Bütün bu dayatmalara, verilen hükümlere, gözardı etmelere
rağmen, müslümanlar kendilerinden beklenmeyen bir performansla okumaya
ve eser vermeye devam etmektedirler. İktidar sahiplerince bu kaygı
verici bir durumdur. Zira kimi kaynak kitaplar her kuşak tarafında
alınıp okunmakta; kimi romanlar onlarca baskı yapıp satışta milyon adede
dayanmaktadır. Sükut etmenin, görmezden gelmenin, üzerini örtmenin işe
yaramadığı bu eserlere uzun zamandır onları aşağılamak, küçük düşürmek,
değersizleştirmek için isimler aranmaya başlandı: yeşil roman, hidayet
romanı, hacı bayram romanı gibi. En çok tutanı ve kullanılanı da hidayet
romanı oldu.
İsimlendirirken iktidarın en zalim yüzünün ortaya çıktığından
söz etmiştik. Bu tür eserlere hidayet romanı demekle birkaç kuşu aynı
anda vurmaktadırlar. Öncelikle Kur’ani bir kavramın içeriği
boşaltılmakta; eserler herhangi bir değerlendirmeye, çözümlemeye,
eleştiriye mahal bırakmayacak şekilde değersizleştirilmekte; muhtemel
okuyucuların önü kesilmektedir. Böylelikle edebiyat ortamından ihraç
edilerek, muhacir durumuna düşürülmektedirler.
Edebi değer olarak, ‘hidayet romanları’ndan farklı bir
değerle mücehhez olmayan birçok eseri, köy romanı, sosyal gerçekçi
roman, 12 Mart romanı diye koruyup kollayanlardan insaf beklememiz
elbette safdillik olur. Muazzez Tahsin’in incelikli bir hüznü; Kerime
Nadir’in rikkatli bir aşkı; Fakir Baykurt ya da Yaşar Kemal’in köyün
gerçeğini; Aziz Nesin’in mizahın keskin dilini; Erdal Öz ya da Sevgi
Soysal’ın 12 Mart dönemi tanıklığını işleyen sanatçılar olarak
isimlendirilmesi, onların içeride tutulmasına yetmiştir.
Edebiyat edipler için, özellikle ülkemizde, biraz da
karşılıksız bir aşk olarak işleye geldiğinden, birçok sanatçının
içeride-dışarıda olmaya umursamadıkları bilinmektedir. Burada kötü ve
çirkin olan edebiyatın özgül kaygıları yerine, sadece varlığını ve
hükmünü idame ettirebilmek için ulusal ve küresel ideolojinin
kaygılarıyla hareket edilmesidir. |