-


-
| |
LAURENT MİGNON
NURETTİN TOPÇU ÖZEL SAYISININ ARDINDAN BİRKAÇ
DÜŞÜNCE
Son yıllarda, küreselleşme karşıtı karma sol
hareketin içinde, yerli ve özgürlükçü sosyalizm arayışları,
teknoloji ve endüstri karşıtlığı ve çevrecilik önemli tartışma
konuları olmuştur. Küresel kapitalizmin insanlığın beşte dördü
için yarattığı sefalet, dünya çapında sanayileşmenin sebep
olduğu ekolojik felaketler, Marksçı solda bile endüstri ve
kapitalizmle ilgili bazı paradigmaların sorgulanmasına sebep
olmuştur: Örneğin, kapitalizm ve sanayileşmenin, insanlık
tarihinin mutlaka geçilmesi gereken mertebeleri olarak kabul
edilmesindense, daha insanî, eşitlikçi ve dayanışmacı bir
topluma giden yolun klasik Marksçı gelişim şemasının dışında
aranması gerektiği konusunda düşünceler üretilmiştir.
Aslında bu fikirlerin
tohumları çok eskiden atılmıştır. Friedrich Engels bile, 1845
yılında yayımladığı İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu’nda
sanayileşme öncesi İngiltere’de işçilerin, endüstri devrinde
yaşadıklarıyla karşılaştırıldığında daha insanî bir yaşantı
sürdürdüklerini ima etmektedir:
“Böylelikle işçiler oldukça rahat bir yaşantı
sürdürüyorlar, tam bir dindarlık ve dürüstlükle, huzur içinde
yaşıyorlardı; maddi durumları da kendilerinden sonra gelenlerden
çok daha iyiydi. Ölesiye çalışmaya ihtiyaçları yoktu.
İstedikleri kadar çalışıyorlar ve yine de gerekeni
kazanıyorlardı. Bahçede ve tarlada kendileri için bir eğlence
olan sağlıklı bir iş yapabilmek için boş vakitleri vardı.
Komşularının eğlencelerine ve oyunlarına da katılabiliyorlardı.
Bütün bu oyunlar – bowling, kriket, futbol, vs. – onların
fiziksel sağlıklarına ve kuvvetli olmalarına katkıda bulunuyordu.
Çoğunlukla güçlü, sağlam yapılı insanlardı. Fiziksel görünüşleri
köylü komşularından pek az farklıydı. Çocukları temiz köy havası
içinde büyürler ve ara sıra ana babalarına işlerinde yardım
ederlerdi. Sekiz on iki saatlık iş, onlar için sözkonusu değildi.”1
Bu tartışmalar bağlamında Nurettin Topçu’nun
yerli sosyalizm arayışı, endüstri ve modernlik karşıtlığı ve de
çevreciliği, belki de, hiçbir zaman bu kadar güncel olmamıştır.
Ancak Nurettin Topçu’nun bir de karanlık yönü vardır: Hastalıklı
Yahudi düşmanlığı, yazılarında yer yer sezilen yabancı
düşmanlığı ve kendisinin tasavvur ettiği yerli sosyalizmle
uyuşmasa da nasyonal-sosyalizmin Hitlerci yorumuna açıkça ifade
edilen bir hayranlık. Topçu’nun sentezci düşüncenin bu iki
tarafının ne ölçüde bağımsız olarak değerlendirilebileceği ayrı
bir sorundur, çünkü, en azından Avrupa tarihinde, faşizan
hareketlerin çoğu, kapitalizm karşıtlığını, çoğu zaman yabancı
düşmanlığı hatta ırkçılıkla sonuçlanan kültürel özcülüğü ile
doğa severliğini birleştirmişlerdir. HECE dergisinin Ocak ayında
“Bir Düşünce ve Yarınki Türkiye Tasarımı Olarak Fikir ve
San’atta Hareket ve Nurettin Topçu” adıyla Topçu’nun sosyalizm
anlayışından gizemciliğine kadar çeşitli yönleri üzerine
makaleler içeren, bir özel sayı çıkarmış olması oldukça önemli
bir olay ve Nurettin Topçu’nun düşüncesini masaya yatırmak için
iyi bir fırsat olabilirdi.
Olabilirdi diye yazıyorum
çünkü ortaya çıkan sonuç oldukça muhafazakârdır ve gönderme
yapacağımız birkaç istisnâ dışında, küreselleşme çağında
Topçu’nun düşüncesinin yeri üzerine pek de durulmamıştır. Oysa
Topçu hakkında zengin bir literatür vardır. Bugüne kadar
Topçu’nun düşüncesini kavramsallaştırmak için iki önemli kavram
ortaya atılmıştır. Biri, Türk Sağının Üç Hali adlı eserinde
Tanıl Bora’nın öne sürdüğü “muhafazakâr devrim”2, diğeri ise
Süleyman Seyfi Öğün’ün kullandığı “üçüncü dünyacı popülizm”.3 Bu
iki kavram belli bir ölçüde birbirini dışlayan kavramlardır.
Birincisi Avrupa fikirler tarihinden, aslında 1920’li yılların
Almanyası’ndan alınmışken, diğeri Batı’nın emperyalizmine karşı
direnişe vurgu yapmaktadır. Yine de bu kavramların çizdiği
çerçevede “Hangi Nurettin Topçu?” sorusu sorulabilir. Nurettin
Topçu faşist bir fikir adamı mı, yoksa üçüncü dünyacı anti-emperyalist
bir düşünür mü? Yani Topçu’nun faşizmle ilişkisi ve üçüncü
dünyacılıkla bağlantısı ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi
gereken konulardır. Bu tür incelemeler yazımızın boyutunu aştığı
için, bu konuda sadece birkaç fikir öne sürmekle yetineceğim.
Topçu, faşizm ve nasyonal sosyalizm
Topçu’nun hareket felsefesi üzerine yazanların
çoğu, özellikle Sorbonne’da 1934 yılında verdiği, daha sonra
Ahlâk İsyanı adıyla Türkçeleştirilecek olan Conformisme et
révolte: Esquisse d’une psychologie de la croyance adlı doktora
tezini inceleyenler, onun, tez hocası ilerici katolik aydınların
önde gelenlerinden Maurice Blondel’in Action felsefesine ne
kadar borçlu olduğunu, haklı olarak, vurguluyorlar. Oysa Blondel,
felsefesine ve elbette Hristiyan inançlarına dayanarak faşizme
ve nasyonal sosyalizme entelektüel alanda savaş açmıştır. Lutte
pour la civilisation et philosophie de la paix (Medeniyet İçin
Mücadele ve Barış Felsefesi, 1939) adlı eserinde, Blondel
nasyonal sosyalizmin insanlığın yüce doğasıyla
bağdaştırılamayacığını vurguluyor. Topçu ise yazılış tarihi
belli olmayan “Sosyalizm ve Şekilleri” adlı bir makalede “millî
değerlerle geleneklere dayanan faşizm ile aynı esaslara dayanan
Alman millî sosyalizmi, devlet sosyalizminin en mükemmel
gerçekleşmesi ol[duğunu]”4 yazmaktadır. Devletçi sosyalizm Topçu
için olumlu vasıflara sahiptir: Adı geçen makalede “devlet
sosyalizmi[nin] gelenekçi ve muhafazakâr” olduğunu, “cemiyetin
şartlarını kabul et[tiğini], tarihî zaruretlere bağlan[dığını],
inkılapçı değil, tekamülcü”5 olduğunu vurgulamaktadır. Nurettin
Topçu’nun nasyonal-sosyalizm ile ilişkisi incelendiğinde,
Topçu’yla Blondel arasındaki Nazi ideolojisi konusunda görüş
farkı önemli bir entelektüel yol ayrımına işaret etmektedir.
Hatta, bu konunun ötesinde Topçu’nun, Paris’ten döndükten sonra
hocasıyla ilişkilerini ne ölçüde sürdürdüğü ve hocasının
gelişimini izleyip izlemediği ve Blondel’in faşizm karşıtlığı
konusunda ne düşündüğü oldukça önemli sorulardır.
Bir başka mesele Topçu’nun nasyonal sosyalizm
algılayışıyla ilgilidir. Fırat Mollaer’in “Türk Sosyalizmine Bir
Katkı: Türk Düşünce Dünyasında Anadolu Sosyalizmi” adlı
makalesinde haklı olarak Topçu’nun Anadolu sosyalizmi arayışının
Hitlerci nasyonal sosyalizmden çok farklı olduğunu vurguluyor.6
Ancak Mollaer’in haksız olduğu nokta nasyonal sosyalizmin
mutlaka “kapitalist konsantrasyonun hızlanmasına” yaramasıdır.7
Bu tespit Nazi ideolojisinin Hitlerci yorumu için doğruysa da
nasyonal sosyalizmin içinde yer alan başka akımlar için
sözkonusu değil. Bu bağlamda NSDAP’ın sol kanadını oluşturan
Strasserci çizginin çok farklı bir tutumu vardır. Zaten 4 Temmuz
1930, Otto Strasser ve yandaşları Nazi partisininden
ayrılmışlardır ve Strasser’in gazetesi olan Der Nationale
Sozialist (Ulusal Sosyalist)’te aynı günde “Sosyalistler Nazi
Partisini Terk Ediyorlar” diye bir başmakale yayımlanmıştır.8
Strasser, büyük sermayeye karşı sendikaları destekleyen, büyük
mülkleri devletleştiren, barışçıl bir uluslarası politika
savunan devletçi bir sosyalizmi hayal etmekteydi. Topçu’nun
dikkatini asıl bu çizginin çekmesi beklenirken, o, bu çizgiden
pek de haberdar görünmüyor. Hatta yirmili ve otuzlu yılların
Almanya’sında Armin Möhler9 gibi kimi siyaset bilimcilerine göre
“muhafazakâr devrim”, Karl Otto Paetel10 gibi başkalarınca ise
“ulusal-bolşevik” veya “ulusal-devrimci” olarak adlandırılan
hareketlerin varlığı, Topçu’nun ilgisini yeteneksiz bir
Avusturyalı ressamın mide bulandırıcı ilkel böğürmelerinden daha
çok çekmeliydi. Ernst Jünger’dan Ernst Niekisch’e kadar Alman
faşizan düşünürler, yerli sosyalizm arayışı, otoriter devlet
tasarısı ve kültürel özcülük itibariyle, Topçu’nun arayışına çok
daha yakındırlar. Ama Topçu’nun onları okumuş veya onlardan
haberdar olduğuna dâir herhangi bir bilgi yoktur.
Topçu’nun Hitler’e duyduğu hayranlık, muhtemelen,
ırkçılık ve Yahudi düşmanlığı bağlamında değerlendirilmeli.
Gerçi Strasser ve Niekisch de kültürel özcülük ve Yahudi
düşmanlığı bağlamında iktidara gelen nasyonal sosyalistler’den
çok da farklı değillerdir. Alman faşistlerinki gibi, Nurettin
Topçu’nun Yahudi düşmanlığı da patolojik bir boyuttadır.
“İnsanlar ve Yahudiler”11, “Para ve Yahudi”12 ve “İslâm Davası
ve Yahudilik”13 gibi yazıları entelektüel ürünlerden ziyâde,
psikanaliz alanına girecek olan ruhsal bunalımını gösteren
belgelerdir. Hitler gibi Yahudi-Mason komplo teorilerine
inandığı her halinden belli olan Topçu’ya göre, Freud, Durkheim,
Levy-Brühl, Marx, Einstein ve Spinoza “hakikatı yıkmak için
dünyaya gönderilmiş” Yahudilerdir.14 Avrupalı ırkçıların
üsluplarını anımsatarak “Yahudi, Allah’ın, insan diye yarattığı
varlıklara benzemez”, diye yazıyor Topçu.15 Ancak Einstein’ın
maddeciliğine karşı, Topçu hocası Blondel’in de çok önemsediği
Henri Bergson’u öne çıkarıyor.16 Yani, Bergson’un Yahudiliğinden
haberdar görünmüyor. Ancak Topçu’nun ırkçılığı Yahudi
düşmanlığıyla sınırlı değildir:
“Bugün bir milletin içinde birçok soylardan
insanların karıştığını görüyoruz. Bazı yerlerde milletin ana
soyuna dışardan karışanlar onun geçmiş ve geleceğine ait
mesuliyetlere sahip olmadıkları için hayatını her sahada
zehirleyici tesir yapıyorlar. O millete felâket getiriyorlar.”17
Benzer sözler, şimdilerde ırkçı politika ve
cinayetleri haklı çıkarmak için Avrupa’da Hitler’in mirasını
üstlenen çeşitli aşırı sağcı parti ve örgütlerin broşürlerinde
de okunabilir. Topçu’nun, ofisine Hitler’in resmini asmasına
neden olan olgular HECE’nin özel sayısının giriş yazısında
belirtildiği aksine18, sosyalizm değil ancak Topçu’nun Führer’la
paylaştığı ırkçı, yani insancılık karşıtı görüşlerdir.
Üçüncü dünyacılık ve Ortadoğulu sosyalizmler
Nurettin Topçu’nun düşüncesinde ırkçılığın yerini
görmezlikten gelmek mümkün değildir. Ancak sosyalizm,
emperyalizm karşıtlığı ve çevrecilik fikriyatını oluşturan diğer
önemli olgulardır. Bu olgular Hitlerci nasyonal sosyalizmde
yoktur ve Nurettin Topçu’yu üçüncü dünyada ve Ortadoğu’da
gelişen yerli sosyalizm arayışlarına yaklaştırmaktadır. Zaten
Topçu’nun kapitalizm karşıtlığı ve sosyalizmi, onun Türkiye’de
uzun yıllar Amerikancı bir çizgi izlemiş olan muhafazakâr
milliyetçi çevreler tarafından dışlanmasına neden olmuştur.
“Yeryüzünde muazzam musibet olan komünizmin
süratle ve önüne geçilmez şekilde ilerleyişi ise, kapitalizmin
vicdansız darbelerine karşı insanlığın içinden doğan zaruri bir
tepkidir. Ondan da mesul olan yine Amerikan kapitalizmidir,” 19
diye yazmıştır Nurettin Topçu, Haziran 1968’de.
Emperyalizm ve kapitalizm karşıtı tutumuyla, Topçu’nun Ali
Şeriati, Arap dünyasındaki İslâmi sol arayışları, Nasırcılık,
Baasçılık ve Michel Eflak, hatta Suriye Ulusalcı Sosyalist
Partisi ve Antun Saadet, Sovyet Birliği’nin ilk yıllarında
Nerimanov, Rıskulov ve Sultan Galiyev gibi ortaya çıkan Türkçü
sosyalistler ile araştırılması ve incelenmesi gereken
ortaklıklar vardır. Ancak ne yazık ki HECE’nin bu sayısında
bunun gibi karşılaştırmacı bir çalısmaya girişilmedi.
Oysa bu sayının bazı yazarları böyle bir
çalışmanın gerekliliğinin farkında görünüyorlar. Örneğin, Akif
Emre, “Nurettin Topçu’da Öteki Dünyalar” adlı makalesinde,
Amerika karşıtlığı ve İslamî sosyalizm arayışı bağlamında
Nurettin Topçu ile Seyit Kutup’un yaklaşımları arasında bir
karşılaştırma yapılabileceğini yazıyor.20 Mustafa Şahin ise,
“Evet İsyan Ahlâkı ya da Merd-i Mü’minin İsyanı” adlı
makalesinde Topçu’yu Muhammed İkbâl ile karşılaştırıyor.21 Ancak
bu karşılaştırmada İkbâl’in Marx’a ve Lenin’e karşı ilginç
tutumundan bahsetmiyor. İkbâl’in “Tanrı Önünde Lenin” ve “Karl
Marx’ın Sesi” gibi sosyalistlerin kapitalizme ve “Batı”ya karşı
isyanlarının haklılığını vurguladığı şiirleri de vardır. Birçok
açıdan ilkel bir komünizm karşıtlığı sergileyen Topçu’nun bu tür
şiirlere nasıl yaklaştığı önemli bir araştırma konusudur, çünkü
İkbâl de bu şiirleri bir Müslüman olarak, hatta Müslüman olduğu
için yazmıştır. Şahin, makalesinin sonunda Ali Şeriati’ye bir
gönderme yapmaktadır.22 Kuşkusuzca karşılaştırmalı çalışmalar
bağlamında Topçu’yu Şeriati ile bir arada incelemek çok
uygundur.23 Şeriati’nin İslam’la Marksçılık arasındaki
senteziyle Topçu’nun Anadolucu sosyalizmi arasında dikkate değer
benzerlikler görülüyor. Hatta mistisizm arayışlarında
fazlasıyla Fransız oryantalist Louis Massignon’dan etkilenmiş
oldukları söylenebilir. Ancak Şeriati’nin sentezi insancıl
temellere otururken, Topçu’nun, Şeriati’nin asla paylaşamayacağı,
faşizan, yani insancılık karşıtı, bir yöne doğru kaydığı
ortadadır.
Ortadoğulu ve İslâmi sosyalizmler bağlamında
Topçu hakkında araştırmaların yapılması gerekmektedir, ancak bu
konu Topçu üzerine çalışanların ilgisini, nedense, çok fazla
çekmemiştir. Gerçi, araştırmacıların Ortadoğu’nun çağdaş
entelektüel ve siyasî tarihine bu ilgisizliklerini ve
umursamazlıklarını, Hareket dergisinin sayfalarında da görmek
mümkündür. Yusuf Turan Günaydın’ın hazırladığı dizine24
bakıldığı zaman, Avrupalı veya Kuzey Amerikalı olmayan çok az
edebiyatçı ve düşünürden çeviri yapıldığı görülüyor. Nathaniel
Hawthorne, Somerset Maughan, Victor Hugo, Charles Péguy, Jaques
Prévert hatta Stefan Zweig ve Oscar Wilde gibi isimlere
rastgelmek mümkünse de, Mahatma Gandhi ve Muhammet Hamidullah
gibi olmazsa olmaz birkaç ismin dışında Batılı olmayan
ondokuzuncu ve yirminci yüzyıl edebiyatçılarına hiç,
düşünürlerine ise çok az yer verilmiştir. Nurettin Topçu her ne
kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin batıcı tutumunu sorgulamış olsa da,
kültürel alanda Batılı olmayan dünyaya karşı tutumu
Cumhuriyet’in resmi politikasından çok da farklı değildir.
Sonuç olarak, “Hangi Nurettin Topçu?” sorusunu
cevaplayabilmek için hâlâ araştırılması gereken alanlar vardır.
Küreselleşme çağında Nurettin Topçu’nun kültürel, siyasi ve
iktisadi emperyalizm karşıtlığı, başka bir dünya için mücadele
edenlere ilk bakışta ilgi çekici görünse de, hastalıklı Yahudi
düşmanlığı, yani ırkçılığı, düşüncesinde kapkara bir lekedir.
Dolayısıyla, kanımca, Fırat Mollaer’in iyi araştırılmış
makalesinde iddia ettiği aksine, Topçu ne solcudur25, ne de
Süleyman Seyfi Öğün’un bir başka yayında yazdığı gibi,
“hümanist”tir.26 İnsanı düşündükleri veya yaptıkları, yani
serbestçe seçimleri için değil etnik kimliği yüzünden dışlayan
birinin, hatta onu etnik kimliği yüzünden insan saymayan birinin
insancıl olması mümkün değildir. İnsancılığın temel savlarından
biri bütün insanların eşit olduğudur. Onun için, insancılık sol
düşüncenin temelidir. Topçu’nun dayanışmacı, çevreci ve yerli
sosyalizm arayışı yirmi birinci yüzyılda daha insanî bir topluma
susamış olanların dikkatini çekebilecekken, ırkçılığı ile,
insancıların gelecek tasarımından ilk önce, kendisini dışlamış
oldu.
1 Friedrich Engels, İngiltere’de Emekçi
Sınıfların Durumu, Çev. Oktay Emre, İstanbul: Gözlem Yayınları,
1974: 60-61.
2 Tanıl Bora, Türk Sağının Üç Hâli:
Milliyetçilik, Muhafazakârlık, İslamcılık, İstanbul: Birikim
Yayınları, 2003:90.
3 Süleyman Seyfi Öğün, Türkiye’de
Cemaatçi Milliyetçilik ve Nurettin Topçu, İstanbul: Dergâh
Yayınları, 1992.
4 Nurettin Topçu, “Sosyalizm ve
şekilleri”, Ahlak Nizâmı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1999: 232.
5 A.g.y., 232.
6 Fırat Mollaer, “Türk sosyalizmine bir
katkı: Türk Düşünce Dünyasında Anadolu Sosyalizmi”, Hece, 109,
Ocak 2006, 37.
7 A.g.y., 37.
8 Karl Otto Paetel,
Nationalbolschewismus und Nationalrevolutionnäre Bewegungen in
Deutschland, Schnellbach: Verlag Siegfried Bublies, 1999: 211 ve
Otto Strasser ve Victor Alexandrov, Le Front Noir contre Hitler,
Paris: CAL, 1968: 125-126.
9 Armin Möhler, Die Konservative
Revolution in Deutschland (1918-1932): Ein Handbuch, Graz:
Leopold Stocker Verlag, 1999.
10 Karl Otto Paetel, Nationalbolschewismus
und Nationalrevolutionnäre Bewegungen in Deutschland,
Schnellbach: Verlag Siegfried Bublies, 1999.
11 Nurettin Topçu, “İnsanlar ve Yahudiler”,
Ahlâk Nizâmı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1999: 205-209.
12 Nurettin Topçu, “Para ve Yahudi”, Ahlâk
Nizâmı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1999: 210-213.
13 Nurettin Topçu, “İslam Davası ve
Yahudilik”, Ahlâk Nizâmı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1999:
214-218..
14 Nurettin Topçu, “İnsanlar ve Yahudiler”,
205-209.
15 A.g.y., 209.
16 A.g.y., 208.
17 Nurettin Topçu, “Millet ve Milliyet”,
Yarınki Türkiye, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1999:129.
18 “Bir Düşünce ve Yarınki Türkiye
Tasarımı Olarak Hareket Dergisi ve Nurettin Topçu”, Hece, 109,
Ocak 2006, 5.
19 Nurettin Topçu, “Amerikan Vahşeti”,
Ahlâk Nizâmı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1999: 222.
20 Akif Emre, “Nurettin Topçu’da Öteki
Dünyalar”, Hece, 109, Ocak 2006, 46.
21 Mustafa Şahin, “Evet İsyan Ahlâkı Ya Da
Merd-i Mü’minin İsyanı”, Hece, 109, Ocak 2006, 68-75.
22 A.g.y., 75.
23 Ali Şeriati konusunda, Ali Rahnema’nın
An Islamic Utopian: A Political Biography of Ali Shari’ati (Londra:
I.B. Tauris, 1998) adlı biyografik çalışması çok önemli bir
yapıttır. Ne sevindirici bir durumdur ki, Nurettin Topçu Özel
Sayısıyla aynı günlerde Hece Yayınlarınca yayımlandı: Müslüman
Ütopyacı, Ali Rahnema; Türkçesi, İhsan Toker, Hece Yayınları,
Ankara 2005.
24 Yusuf Turan Günaydın, “Hareket Dergisi
Dizin”, Hece, 109, Ocak 2006, 561-635.
25 Fırat Mollaer, “Türk sosyalizmine bir
katkı: Türk Düşünce Dünyasında Anadolu Sosyalizmi”,31-37.
26 Süleyman Seyfi Öğün, “Nurettin Topçu
Üzerine Bazı Dikkatler”, Nurettin Topçu’ya Armağan, İstanbul:
Dergâh Yayınları, 1992: 69-71.
|
|
|