-


-
| |
-
- DOSYA
-
YÜZÜNCÜ HECE
-
- I
- TÜRK
EDEBİYATINDA DERGİLER VE HECE
-
- II
- HECE'NİN
BİRİKİMİ
-
-
- I
-
- TÜRK
EDEBİYATINDA DERGİLER VE HECE
-
- HÜSEYİN
SU
-
- YÜZÜNCÜ
HECE
-
- Tanzimat
sonrası Türk edebiyatının ve Türk düşüncesinin dergiler
çevresinde geliştiği ve biçimlendiği, yakın tarihimiz
üzerinde çalışan edebiyat ve düşünce tarihçilerinin,
araştırmacılarının genel ve ortak bir düşüncesi,
yargısıdır. Divan Edebiyatındaki Tezkirelerin, edebiyat
ve düşünce dergilerinin işlevini ne denli görüp
görmediği elbette ayrı bir konu. Sanat, edebiyat ve
düşünce devinimlerinin, ilk önce dergilerde başlaması ve
gelişerek bir manifesto, estetik ve amaç doğrultusunda
bir çizgiye dönüşmesi, hem kendisine hem de kendisinden
sonrakilere bir yatak açması, bazılarının da bu yatağı
derinleştirebilme imkanı ve şansı bularak, edebiyatın ve
düşüncenin geleceğine yön vermesi, yapılan işin, yazının
ve düşüncenin doğası gereğidir.
- Yazının
ve düşüncenin, hem kendisinden öncekine ve sonrakine
eklemlenme hem de düne, bügüne ve yarına dair doğal bir
seleksiyonla dışta bırakma tavrı, tabiatının en doğal
tepkesi olarak işler. Seçici, ayıklayıcı ve çoğaltıcı
genler, en çok da yazınsal ve düşünsel süreçlerdeki
büyümeyi ve küçülmeyi belirler. Yazı ve düşünce, hiçbir
zaman unutmaz, atlamaz, inkar etmez; her zaman dinler,
alır, çoğalır, çoğaltır ya da tartışır, karşı koyar,
ayna tutar. Hele bir düşünce yazıya geçmişse, âdeta onun
için yokluk sözkonusu değildir, geriye dönüşü olmayan
bir sözleşmedir: Yazanı ve düşüneni adına bütün
zamanlarda konuşur; bir amel olarak insana her iki
âlemde de tanıklık eder.
- Kuşkusuz,
insanın hiçbir eylemini, varlık nedeninin dışında,
amacını aşacak ve kendisine yabancılaşacak biçimde
öteleme, küçümseme ya da yüceltmelerle saptırmamak
gerekir. İnsanî her çabanın, amacına ulaşabilmesinin
yolu, kendi yatağında, kendi yöntemince yola koyulması
ve kendi dilince konuşmasından geçer. Kalem de, kendi
yolunda işler ve kendi dilince konuşur. Elbette kılıçtan
keskindir kalem, ama o, yalnızca bir kalem olarak keser.
Bu dikkat ve bilinci sürekli taşımayan yazı, çoğu zaman
yazı olmaktan çıkar. Dolayısıyla bir yazının yerine
getirmesi gereken asıl işlevi yerine getiremez. Başka
bir düzlemde ve başkasına çalışır.
- Bütün
bunları, elbette Hece dergisinin yüz sayısıyla,
Heceöykö'yle, Hece Yayınları'yla ve bir mekan olarak
insan, kültür, sanat, edebiyat, düşünce... düzlemindeki
ilişkileriyle yerine getirmeye çalıştığı işlevini,
yazının diline ve tabiatına uygun bir biçimde, onu
hiçbir anlamda ve alanda bozmadan yapmak için çaba
gösterdiğimizi belirtmek için söylüyoruz.
- Kuşkusuz,
yaptıklarının son hesabını insanın kendisi görmez. Ama
her zaman bir bilinç dikkatini gözetmek ve korumak
zorundadır. Biz de, süreç içerisinde bu dikkati
koruduğumuzu, en azından korumaya çalıştığımızı
düşünüyoruz.
- İnsanın,
kendi yaptığı işi, başkalarının üzerinde tutmaya hakkı
yoktur; başkallarının altına sürmesinin de doğru
olmadığı gibi. Özgüven, bir kimlik bilincinden ve
dikkatinden doğar; bu durumda dil ve duruş, hem işlevsel
hem de açılımlı ve açıktır. Kibirse, özgüvenin olmadığı,
bilincin korkuya dönüştüğü, insanın yaptığı işe ve
değerine inancını yitirdiği yerde başlar; dil ve duruş,
işlevsel değildir, küçülmeye ve kendi içine kapanmaya
dönüktür yüzü; bilmez de bildiğini sanır, yapmaz da
yaptığını sanır ve bütün dünyayı kendisinin doldurduğu
zannına boğulur. Zannın çoğu ise yalandır, aldanıştır;
hakikati yalnızca kendisinin gördüğü ve bulduğu
sanısıdır. İnsan, bütün eylemlerinde mutlaka bu dar
kapıdan geçer. Üstelik, sırtında yaptığı işle birlikte
geçer. Ne ki, işimizin çoğu bu dar kapıdan bizimle
birlikte geçemez, dökülüp kalır dışarıda. Sorun da,
insanın kendisiyle birlikte geçebilecek işler
yapabilmesinde değil midir?
- Yüz
sayıda yapabildiklerimizin böyle işler olup
olmadıklarının nihaî olarak değerlendirilmesi elbette
tümüyle bize ait bir durum değildir. Bunun sonucundan
tümüyle emin olmamız da mümkün değildir. Bizimkisi,
yapabildiklerimize bir kez daha topluca bakarak yeniden
sorumluluklarımızı hatırlamaktır. Uyarılmaya
ihtiyacımızın olduğu bilinci ve dikkatiyle, Hece'yi yüz
aydan beri izleyen, okuyan ve katkıda bulunan
insanların, yazınsal ve düşünsel tarihimizi de bu açıdan
gözönünde bulundurarak yapacakları değerlendirmelerinden
yararlanmak ve çabamızı, dar kapının dışında kalacak iş
olmaktan korumak ve kurtarmak için bir kazanıma
dönüştürmektir.
- Bu
bağlamda kırktan fazla yazar, şair, eleştirmen,
akademisyen ve okur, önce Türk edebiyatının ve Türk
düşüncesinin yaklaşık yüz elli yıllık serüvenindeki
dergilerin işlevini, sonra da Hece dergisinin yüz
sayısının, Heceöykü'nün, Hece Yayınları'nın çabasının,
bu serüven düzleminde ne anlama geldiğini
değerlendirdiler. Görebildiğimiz ve göremediğimiz kimi
sorunlarımıza işaret ettiler, sorular sordular, bizim
sorularımızı cevapladılar. Göremediğimiz, unuttuğumuz
hususlarda uyarılarda bulundular. Arkadaşlarımız da; bir
dergi olarak Hece'yi, yüz sayının şiirini, yüz sayının
öyküsünü, sekiz yılda yayımladığımız dokuz özel
sayımızı, yüz sayının dosyalarını ve Hecetaşları'nı, yüz
sayıda yayımlanan dünya edebiyatından ve düşüncesinden
yapılan çevirileri ve bu çevirilerde gözetilen ya da bu
çevirilerle oluşan açıyı ve şiirden öyküye, incelemeden
eleştiriye, anıdan günlüğe, düşünceden ve felsefeden
tasavvufa... yüz on kitabıyla Hece Yayınları'nın
birikimini topluca yedi ayrı yazıyla değerlendirdiler.
- Hece
dergisinin yüzüncü sayısı, bir dergi ve yayın faaliyeti
olarak düşünsel doğuşundan tam dokuz yıl sonra
yayımlanıyor. 1997 yılının baharında, Ömer Faruk
Ergezen'in bürosunda, her zaman olduğu gibi
umutlarımızın, eleştirilerimizin ve kırgınlıklarımızın
konuşulduğu bir gündü. Yazınsal ve düşünsel düşlerimiz
birden takvimi belirlenmiş ve biçimlenmiş gelecek
sorumluluğunun tasarımına dönüşmüştü.
- Bu konuda
düşlerimiz ve düşüncelerimiz her zaman vardı.
Yüreklerimizdekilerini de çıkartıp koyduk orta yere.
Koblo döşenmişti. Özelde Türkiye, genelde yeryüzü
sorumluluğu ve bilincini kalemin yükü biliyorduk her
zaman ve hep birlikte. Edebiyatın ve sanatın, dünden
yarına bir tarih ve coğrafya görüngesi vardı hepimiz
için; damarları kendi birikimine ve toprağına bağlı,
antenleri yeryüzüne ayarlı evrensel bir görünge:
Kısırlaştırıcı değil, çoğaltıcı ve sağaltıcı. İnkarcı
değil, kadirbilir. Kendinde boğulmayan. Kendisiyle kendi
önünü tıkamayan. Dünden yarına her eylemle ve her
insanla zenginleşmeyi bilen ve aynı zamanda başaran.
Düşünürken de, konuşurken de, yazarken de güncelin
sığlığına, genelgeçer yargılara ve yargılamalara, bir
düzey belirtmeyen kısır çekişmelere, kişilik bunalımına
düşmeyen ve gönül indirmeyen, ama insanî hiçbir erdeme
de burun kıvırmayan. Hiçbir değeri, hiçbir biçimde ve
doğrultuda araçsallaştırmayan. Değerlerimizi kuşatan
genelgeçer, hiççi, bağlamsız, odaksız rüzgârlara
kapılmayan, heveslere düşmeyen. Hayatımızdan doğan,
hayata açılan ama dönüp onu kapsayan bir görünge ve bir
doğum... En çok da şu sapakta koybolmama dikkati
gerekiyordu; eylemsiz ve kısır korunma ürkekliği ve
vehmiyle çoğalma ve kazanma hırsı. Olabildiğince
korunmaya çalıştık. İşte bu sayı da, ne kadar
korunabildiğimizi görme ve ölçme niyeti ve çabasından
ibarettir.
-
-
- M. ORHAN
OKAY
-
- MECMUA-İ
FÜNUN'DAN HECE'YE
-
DERGİCİLİĞİMİZ 143 YAŞINDA
-
- 1849'da
yayımlanmaya başlanan ve epey uzun ömürlü olmasına
rağmen tamamiyle meslekî bir dergi olan Vekayi-i
Tıbbiye'yi bir tarafa bırakırsak ilk sayısı 1862'de
çıkan Mecmua-i Fünun'u dergiciliğimizin babası olarak
düşünebiliriz. Devlet adamlığının yanında dikkate şayan
bir Tanzimat entelektüeli olan Münif Paşa'nın çıkardığı
Mecmua-i Fünun, bugün adının çağrıştıracağı bir "fen"
dergisinden ibaret değildi. 19. yüzyılda fen kelimesi
her türlü bilgi için kullanılıyordu. Bununla beraber
Mecmua-i Fünun için bir edebiyat dergisi değil, Batı
dünyasından pozitif ve sosyal ilimlerdeki gelişmeleri
aktaran ansiklopedik mahiyette bir bilgi ve kültür
dergisiydi, demek daha doğur olur. Zamanında önemli bir
misyonu yüklenmiş olduğu anlaşılan Mecmua-i Fünun için
Ahmet Hamdi Tanpınar, 18. yüzyıl'da Fransa'da Grande
Encyclopédie'nin oynadığı rolün bir benzeri görevini
yerine getirdiğini söyler.
- Edebiyat
ve kültür dergiciliğinin Abdülhamid dönemine kadar büyük
bir gelişme gösterdiği söylenemez. Bu yıllarda haftada
bir veya iki gün yayımlanan gazeteler bazı özel sayfalar
ve ilâveleriyle bir çeşit dergi fonksiyonunu da
yüklenmiş gibiydiler. Türk dergiciliğinin ilk altın
dönemi II. Abdülhamid'in saltanat yıllarına rastlar.
Yasaklar ve sansür yüzünden gazetelerin siyasi ve sosyal
konulardan bahsetmemesi sebebiyle gazetenin yerini
dergiler alır. Gerçekten de, özellikle 1885'ten yüzyılın
sonuna kadar edebiyat ağırlıklı, bir kısmı çok güzel
baskılı, klişeli, hatta bazıları saraydan himaye de
gören pek çok dergi yayımlanmıştır. Mirsad, Malumat,
Servet-i Fünun, Hazine-i Fünun, Hazine-i Evrak, Mecmua-i
Muallim, İrtika, Mecmua-i Ebüzziya, Maarif, Resimli
Gazete, Mekteb...
- 1901-1908
arası yönetimin ağır baskısı altında hemen bütün basın
hayatı gibi dergicilik de can çekişir hale gelmiştir.
İkinci Meşrutiyet'in ilânı tarihlerinden başlayarak
Cumhuriyet'e kadar uzanan dönemde, ağır savaş şartlarına
rağmen kısa veya uzun ömürlü iki yüz kadar dergi basın
hayatına atılmıştır. Bunların çoğu siyasi ağırlıklı
olmakla beraber birer fikir ve sanat dergisi
karakterinde olanları da görülmektedir: Şehbal, Genç
Kalemler. Türk Yurdu, Sırat-ı Müstakim, Donanma, Yeni
Mecmua, Dergâh, Ümit, İçtihad, Büyük Mecmua, Musavver
Muhit, Rübab bunlar arasındadır.
-
Cumhuriyet'ten sonra tek partili rejimin verdiği
imkânlar nispetinde yayımlanan, oldukça kaliteli başlıca
fikir, sanat ve edebiyat dergileri de şunlardır: Hayat,
Fikir Hareketleri, Varlık, Hareket, Çığır, Yeni Adam,
Yedigün, Yarımay, Ağaç, Kadro, Yücel, Ülkü, İstanbul,
Kültür Haftası, Akademi, Oluş, Çınaraltı. İkinci Dünya
Savaşı sonrasında çok partili rejimin getirdiği nisbî
hürriyet atmosferinden başlayarak günümüze doğru kâğıt,
baskı, resim gibi malzeme kalitesinin yükselmesi yanında
sürekliliğini reklama borçlu magazin dergileri yüksek
tirajlarıyla yayın piyasasını elde tutmaktadır. Hemen
her dönemde olduğu gibi bugün de edebiyat ve kültür
dergileri bin ilâ beş bin baskı arasında yayımlarını
sürdürmektedirler.
-
Dergiciliğimizin bu ana hatlarıyla çok kısa olarak
belirttiğim geçmişinden sonra dergi denen nesnenin ne
olduğu sorulabilir. Bir genel kanaat olup olmadığını
bilmemekle beraber, şahsî tecrübemle diyebilirim ki
dergi, yayın dünyasında gazete ile kitap arasında, daha
kalıcı fikirleri ve sanat eserlerini ortaya koyan, daha
etkili ve zannımca alıcısı tarafından muhakkak okunan ve
saklanan bir basın organıdır. Gazete okunup atılır (Çok
özel arşivlerin dışında yakınlarımdan gazete koleksiyonu
yapanı bilmiyorum). Kitap ise alınır, bazan hemen
okunursa da çok defa muhtevası bilinir ve gerektikçe
okunur. Dergiye gelince, alındığı zaman okunur,
değerlendirilir ve daha da önemlisi takip edilir,
koleksiyonunun tamamlanmasına gayret edilir. Bu bakımdan
daha çocuk yaşlardan başlayarak meraklı okuyucusunu
yetiştiren birer okul özelliği kazanmış dergiler çoktur.
Benim neslimde, geçmiş dönemlerin dergilerini
sahaflardan yavaş yavaş toplayanlar, ceplerinde
taşıdıkları küçük defterin sayfalarına o dergilerin
eksik sayılarını kaydederek aynı meraktaki
arkadaşlarıyla mübadele edenler (benim gibi) az değildi.
- Dergi hür
tefekkürün kalesi midir? Buna Türkiye'nin şartlarını
düşünerek olumlu cevap vermek kolay değil. Hür
tefekkürün kalesi olmalıdır, ama her dönemin şartlarına
göre olamadığı da muhakkaktır. Her devirde tedirgin
yöneticilerin, açık, kapalı sansürün yüzünden yayınına
defalarca ara vermiş, sonunda tamamiyle kapanıp gitmiş
ne kadar çok dergi vardır. Yukarıda derginin okuyucusunu
yetiştiren bir okul hüviyetinde olduğunu söyledim. O,
aynı zamanda yazıcısını da yetiştiren bir okuldur. Birer
edebiyat mektebi, kültür mektebi olan dergiler de az
değildir. Ancak yakın yıllara kadar bizim
dergiciliğimizin malûl olduğu bir hastalık da vardır:
Süreksizlik. Asıl okul olma karakteri şüphesiz bir
derginin sürekliliğindedir. Daha bir yılını doldurmadan
yayın hayatından çekilmiş ne kadar çok heveskâr
dergilerimiz olmuştur. Parasızlık, okuyucusuzluk,
ilgisizlik, dağıtım güçlükleri sonunda bir de bakarsınız
derginiz artık yok. Bazan son sayıda acıklı bir
paragrafla haber vererek, bazan o kadarı bile
olmaksızın. Sürekli veya uzun ömürlü olanların sayısı
ise pek azdır. Bunlar arasında 1880'lerden 1940'lara
kadar devam eden Servet-i Fünun ile 1936'dan günümüze
kadar yayınını sürdüren Varlık dergileri galiba bir
rekoru ellerinde tutuyorlar. Osmanlı döneminde Malumat,
Türk Yurdu, İçtihad daha sonra Yeni Adam, İş ve Düşünce
oldukça uzun ömürlü dergilerdir. Ancak Varlık ve Türk
Yurdu dışında diğerlerinin kurumlaşamadığını, sadece ilk
müteşebbisleri hayatta olduğu müddetçe çıkabildiğini de
belirtmek gerekir. Günümüzün dergileri ayakta durabilmek
için büyük kapitalizmin küçük birer çarkı olmak zoruna
da katlanıyorlar. Bunlardan bazıları katlanmaktan ziyade
zaten böyle bir çark olma amacıyla çıkıyor. Edebiyat
yazıları yahut renkli fotoğraf ve röprodüksiyonlarıyla
sanat yazıları böyle dergiler için reklam sayfaları
arasında birer fantezi olarak kalıyor. Dergi meraklıları
için, bilmiyorum bu tip magazinler koleksiyon değeri
taşıyor mu?
- Hece 100.
sayısına ulaşmış. Ne güzel! Bizim dergiciliğimizde,
yukarıdan beri açıklamaya çalıştığım sebeplerle 100.
sayıya ulaşmak epey uzun bir yolu katetmiş olmak
demektir. Demek ki Hece kültür hayatımızda kendisine bir
yer buldu. Bugünün kültür ve edebiyat dergileri, galiba
yirmi-otuz yıldır özel sayılar ve belli konular üzerinde
dosyalar açıyorlar. Özel sayı eskiden beri de, bilhassa
aktüel bir konuda dergilerin nadiren başvurdukları bir
teşebbüs olurdu. Ama son yıllarda dergilerin
politikasına yahut okuyucunun ilgisine göre düzenlenmiş
özel sayılar aynı konu üzerinde aydınların, yazarların
bilgi birikimlerine, düşüncelerine ve yorumlarına yer
verdiği için ayrı bir önem taşıyor. Hece dergisi hacimli
özel sayıları ve dosyalarıyla, seçtiği konular üzerinde,
okuyucusunu ideoloji, doktrin yahut kanaat olarak farklı
bir yelpazenin yazarlarıyla buluşturuyor. Bugüne kadar
edebiyat türleri, büyük edebiyatçılar, okul olmuş
dergiler ve edebiyat temaları bu özel sayıların
konularını oluşturdular.
- Türk
dergiciliğinin 143 yıllık tarihinde hayırla yad
edilecek bir yer tutmuş görünen Hece'nin nice yüzlerce
sayılara ulaşmasını diliyorum.
-
-
- DOĞAN
HIZLAN
-
- TÜRK
EDEBİYATINDA DERGİLER VE
-
DERGİLERDE BİR 'HECE'
-
- 1) Türk
edebiyatında dergilerin birinci işlevi, birçok okuru
edebiyata alıştırmalarıdır. Ayrıca okurun yetişmesini
sağlama açısından önemli bir görevi yerine
getirmektedirler.
- Eski
dergileri karıştırmadan; arşive inmeden bugün Türk
edebiyatı tarihinin yazılması mümkün değildir. Sadece
kitaplara bakılarak yazılan bir edebiyat tarihi, bana
göre donmuş bir tarihtir. Çünkü dergilerde soluk alan
havayı ihmal edilemez.
- Yıllar
öncesinin edebiyat dergileri bugün aynı işlevi ve önemli
yerlerini sürdürebiliyorlar mı? Her zaman bu soruya
cevap verirken tereddüt etmişimdir. Çünkü bu dergilerin
değişiminden çok, okurun değişimiyle doğru orantılıdır.
- Yalnız
eski dergileri değil, bugünün dergileri de yeni bir
okuru biçimlendirmektedir. Tersi de doğru olabilir,
okurlar da bu degileri biçimlendirmiştir.
-
Varlık'tan bugüne edebiyat dergilerine baktığımızda, her
sayıyı heyecanla bekleyen bir okur kitlesinin varlığında
bugün bir erozyon gözlemlemekteyim. Okurun soğuk kanlı
olması, daha nesnel düşünmesinin, değerlendirmesinin,
daha zengin ölçütler birimi edinmesinin doğal sonucudur.
-
Dergilerin benim için dikkat çekici olan yanı,
yazarların, şairlerin ilk ürünlerinin bu sayfalarda
görünmesidir. Edebiyat okuru, adlardan ilk kez dergi
yapraklarında haberdar olur.
- Her iyi
ve okunan dergi, dergi yayıncılığına biçimsel ve içerik
açısından yenilik getirmiştir.
- Ayrıca
bir grubun tanınmasını, öne çıkmasını, yükselmesini
sağlamıştır. Bir çok dergi, Türk edebiyatı için bir
belge, bir başvuru kaynağı olma görevini yerine
getirmiştir.
- Sadece
günübirlik ve güncelin peşinde koşan, ayrıca günceli
temellendirmeyen yazıların yer aldığı dergilerin ileride
bir başvuru kaynağı niteliği taşımayacaklarına
inanıyorum. Bir edebiyat, sanat dergisinde de bunu bir
zaaf olarak görüyorum.
-
Dergicilik üzerine kapsamlı bir kitap, inceleme
yapılmadı, yapıldıysa da yayınlanmadı.
- Dergi
külliyatı yayınlanınca, o zaman, derginin yerini,
fikriyatını, hem de gerek döneminde gerek sonrasındaki
etkisini görebilirsiniz.
- Kadro,
Türk Yurdu dergilerinin toplu ciltlerinin yayınlanması,
toplu bir değerlendirme yapmamızı mümkün kıldı.
Özellikle daha sonraki kuşaklar için meçhulü malum
yaptı.
- Dergiler
her zaman bir boşluğu mu doldururlar, bir edebî,
sanatsal gereksinimi mi karşılarlar.
- Bu biraz
büyük bir iddia. Çünkü ben Gösteri dergisini kurarken,
Türkiye'deki edebî ve sanatsal ortamı bir dergi
haritasında sergilemeyi amaçladım. Birbirine karşıt
düşünceler de yer almalıydı. Yoksa sadece belirli bir
anlayışı gözeterek bir dergi çıkarmak benim bakış açıma
uygun değildi.
- Bir de
kuşatıcı özelliği olmalıydı. Bunları tasarlarken yılın
da 1980 Aralık ayı olduğunu unutmayın.
- Darbe
sonrası bir dergi.
- Bir çok
yazıyı hukukun süzgecinden geçirmek zorunda kalırdık,
ama yayınlamama gibi bir kısıtlayıcılık uygulamadık,
sansüre hep karşı çıktım.
- Yalnız
dergilerin kalıcı yanlarının ürünlerden öte dosyalar
sayesinde gerçekleştiği kanısındayım.
- Hürriyet
Gösteri'de bunu çoğu sayıda gerçekleştirdik.
- Şimdi
dönüp baktığımda Türk Dili, Yeni Ufuklar, Varlık, a
dergisi edebiyata bir çok isim kazandırdı. Hepsinin
fikrî yapısı da ayrı düşüncelerde okur oluşmasını
gerçekleştirdi.
- Dosyalar
ileride inceleme yapacaklara, okurları, bir kişiyi, bir
konuyu, bir akımı, bir sorunu, bir tema'yı ayrıntısıyla,
değişik kişilerin, karşıt düşüncelerin süzgecinden
ilettiği için, onu hem bilgilendirdi, hem de tarafsız
bir yaklaşımın ne demek olduğunu öğretti.
- Konuya
çok yönlü, çok boyutlu, prizmatik bakışı getirdi.
- Bu
dosyalardaki yazılar, aynı düşünceyi paylaşanlardan
oluşuyorsa bence bu tek yanlı, eksik bir düşünceye yol
açıyor demektir.
-
Tanzimat'tan beri dergiler gerçekten çeşitli
toplulukları oluşturmuş, değişik etkileri sağlamıştır.
Ancak dergilerin kalıcılık derecesi günlerine ve
sonrasına göre değerlendirilmelidir.
- Şimdi bir
düşünce bir edebiyat zevki oluşturan dergi var mı? Bu
soru başka türlü de sorulabilirdi. Ancak bu soru
dergilerin zayıflığını, etkisizliğini göstermiyor. Çünkü
artık insanlar, bilgilenmeyi, kendileri özgür ve
bireysel anlamda kanaat oluşturmayı tercih ediyorlar.
Artık baskın bir derginin etkileyiciliği ve işlevselliği
söz konusu değil.
- Hangi
dergi olursa olsun bence sadece bir düşüncenin
temsilcisi, savunucusu olmasın.
-
- 2) Hece
dergisi benim için önemli bir dergi.
-
Yayınladıkları ürünlerle, yaptıkları nitelikli
çalışmalarla; türler, kişiler ve ürünler üzerine
yayınladıkları eleştiri ve incelemelerle kültürel bir
kurumsal kimlik oluşturdu.
- Bir
derginin, yayınevinin kurumsal kimlik oluşturabilmesi
için, bütünsellik anlayışını benimsemesi gerekir.
Bütünsellik ile tutarlılığı ayrı maddeler halinde
düşünüyorum. İkisini Hece bir arada barındırmayı
başardı.
- Hece'nin
benim için vazgeçilmez özelliği, dosyaları ve özel
sayıları. O dosyalar, özel sayılar okurun iyi bir
edebiyat okuru, donanımlı bir okur olmasını sağlayan
malzemeler sunuyor.
- Şiir,
Roman, Eleştiri özel sayıları, sık sık başvurduğum,
yararlandığım kaynaklar arasında. Belki başka sayıları
okuyup geçiyorum ama saklama gereği duyuyor muyum? Evet
diyemeyeceğim.
- Hece
Öykü'yü de izliyorum. Ama Hece'den bir başka türün
dergisini bekliyorum: Hece Şiir. Zira Hece Şiir,
Hece'nin kurumsal kimliğine yakışacak bir dergi.
Dergicilik; edebiyat evreninde şövalyeliktir ve bunun en
Don Quijote'si şiir dergileridir.
-
Edebiyat-sanat dergilerinin yanına artık tematik
diyebileceğimiz, öykü dergileri eklendi; Hece Öykü var,
Adam Öykü var, İmge Öykü var. Evet bu dergiler
arasındaki farktan söz edebilirsiniz, öyküye yerli ve
yabancı bakışın zenginlik getirdiğini savunabilirsiniz,
ama herkesin öyküye yöneldiği bir anda, şiirin sesi daha
da zayıf çıkıyor.
- Oysa
bence şiiri kurtaracak girişimlerin onurlu zamanı.
- Hece'nin
hoşuma giden yanı, edebiyatı, türleri bir bütünlük
içinde mütalea etmesi. Öylece hem bir derginin
edebiyata, düşünceye bakışını öğrenebiliyoruz hem de
disiplinler arası bağlantıları düşünüyoruz.
- Sanırım
bir dergi için tutarlılık önemlidir. Çünkü okuru aynı
dergide şaşırtmak yanlıştır. Hiç kuşkusuz burada
çeşitlilik ile tutarsızlığı karıştırmamak gerekir.
- Dokuzuncu
yıla dönüp baktığınızda yapmak istediklerinizi
gerçekleştiridiğinize inanıyorsanız, mutlu olursunuz.
Ben Hece'nin ilk sayısından itibaren arzuladığı,
istediği, çizgiyi tutturduğu kanısındayım.
- Bazı
yazılara katılmayabilirim, bazı düşüncelere karşı
olabilirim ama bu yalnız Hece için değil her dergi için
geçerlidir.
- Kitap
yayınları ile dergi arasında bağ kurulabilir mi her
zaman. Her kitap için bunu yeniden düşünmek gerekiyor.
Ben bu bağın Hece dergisi ile Hece Yayınları arasında
doğru orantılı bir zevk ve düşünce birliği kurulduğu
kanısandayım.
- Hece'nin
kalıcı dosyalar ve özel sayılarının devamını istiyorum.
Çünkü tek tek ürünler okunup geçiliyor.
- Ben artık
biriktirilen edebiyat dergilerinin revaçta, işlevsel
olduğu kanısındayım.
- Dergiyi
ben özel alanında incelemeye çalıştım, sanırım bu
ölçütlerden, saptamalardan yola çıkarak Hece'nin yerini
bulmak kolay bir işlemdir.
- Yukarda
dergilerin işlevi için söylediklerimin birçok görüşü de
Hece için de geçerlidir.
-
-
- AHMET
OKTAY
-
- DERGİDEN
KURUMLAŞMAYA DOĞRU
-
- Hece,
okurları farkına bile varmadan yüzüncü sayıya ulaşmış
bulunuyor. Bu başarıyı küçümsememek gerekir. Şu nedenle:
Düşünsel, ideolojik bir aidiyet yansıtıyor yansıtmasına
elbet Hece, ama başarısı da buradan kaynaklanıyor. Bu
aidiyet duygusunu ve tavrını yazınsal niteminin
sınırları ve olanakları içinde tutmayı, bir kamp dergisi
haline gelmemeyi başarıyor. Ben de yerini bilen, yerini
korumaya çalışan bir yazar olarak hep böylesine bir
dikkatle okudum dergiyi. Diyalojik tartışmanın,
diyalojik teemmülün ve diyalojik münazaranın mümkün
olabileceğini sezdiren, bu münazaranın yerleşebilmesine
katkıda bulunmaya çalışan bir dergi olmayı başardı Hece.
Açıklık, dürüstlük, yazara ve düşüncesine saygı ilkeleri
oldu ve bu ilkelerden ödün vermedi. Durmadan husumet
duygusunun kışkırtıldığı, en ufak fikir tartışmasının
bile kanlı bir kavgaya dönüşmeye uygun bir kültürel,
siyasal ortamda, dengeyi korumak bana sanıldığı kadar
kolay görünmüyor. Özveri ister insandan, kimi zaman
eşin dostun hakaretlerine katlanmayı gerektirir.
- Hece, ait
olduğu yerin sınırlarını biliyor elbet, bu biliş yazar
olarak nerede durursak duralım; önünde sonunda bir
ethik sorunudur ve tam da bu yüzden, hoş görülmesi
gereken bir tavırdır. Türküye Postmodernizmi
ilkesizliği, parayla eklemlenmiş bir nihilizmi
yaygınlaştırdı çünkü. Muhalif ve muvafık, okurlarına
güven verebilmeyi başardığı için, Hece, kitap yayınına
da başlayarak, artık kurumlaşma yoluna girmiş bulunuyor.
Bu yayınların kalitesinin giderek artmasını,
çeşitlenmesini dileyelim.
- Şunu da
eklemek isterim: Hece, çıkardığı "Özel Sayılar?da
şimdiye kadar kimsenin başaramadığı bir korkusuzluk
gösterdi. Neredeyse 1000 sayfalık kitaplar çıkardı. Bu
sayılar, kitaplıklar için bir kazançtır. Kuşkusuz, bu
kitaplarda yer alan yazılar arasında hem kemiyet hem
keyfiyet açısından kültürel düzey farkı olduğu gibi
yorum ve buluş gücü açısından da fark var. Bu
orantısızlık bile, kazançtır. Yeri gelmişken, bu Özel
Sayılar arasında 1000 sayfalık bir Nazım Hikmet sayısını
görmek istediğimi de söylemeliyim.
-
- Hece'ye
nice yüzüncü sayılar.
-
-
- İHSAN
DENİZ
-
- DERGİ,
DERGİCİLİK, RİTİM DUYGUSU VE
- 'HECE'
-
- I
-
Türkiye'de, edebiyat dünyası ve münhasıran şiir dünyası
söz konusu olduğunda, şahsen, yirmi beş yıllık
tecrübelerime de dayanarak bir kanaat sergilemem
gerekirse, söyleyeceğim şey şudur: Dergiler olmadan
hiçbir şey olmuyor! Dünden bugüne, edebiyat sahasındaki
hemen hemen bütün filizlenmelerin menşeinde dergi
olgusunu buluyoruz..
- Elbette,
burada 'dergi' derken, kendisine 'dergi süsü' vermiş
kıytırık yapılanmaları ya da gelip geçici heveslerle ve
edebiyat dünyasında bir varlık elde etmek dürtüsüyle bu
işe soyunma modellerini kastetmiyorum. 'Dergi'yi, içinde
barındırdığı tüm nitelikleri, tüm sahicilikleri ve
dahası tüm 'kemâl'iyle anlıyor, anlamlandırıyorum.
- Bu
bağlamda, sormak istiyorum: Herhangi bir dergide yer
almadan, herhangi bir dergiye bağlanmadan, herhangi bir
dergi iklimi solumadan, herhangi bir derginin çalışma
ortamına ayak uydurmadan, daha doğru ve hepsini
kuşatacak bir ifadeyle, herhangi bir 'dergi
terbiyesi'yle yetişmeden 'kendini bulmuş' ve dolayısıyla
Türk şiiri içinde 'kendini hissettirmiş' kaç tane şair
gösterilebilir? Buna ilâve edilebilecek bir başka soru
şu olabilir: Türk şiirinin gelişim aşamaları ve belli
başlı ana yatak, damar, kulvar ve durakları göz önüne
getirildiğinde, herhangi bir dergi zeminine, eksenine,
yörüngesine bağlı olmaksızın hacimli bir atılım
kaabiliyeti kazanabilmiş, yenileyici bir ses olabilmiş
ve bu anlamda poetik dünyaya derinlikli katkılar
sağlamış kaç 'anlayış', kaç 'şiir hareketi' sayılabilir?
-
- II
- Doğrusu
bütün bunları, kendini, 1980'li yıllar boyunca dönemin
en nitelikli ve en 'temiz' dergilerinden Yönelişler'e ve
dünyasına ait hissetme şans, imkân ve bahtiyarlığına
erişmiş birinin ?cesaretli söylemi? olarak algılamakta
hiçbir mahzur yok! Hiç kuşkusuz, Yönelişler bünyesinde
yer almış ve o yıllarda derginin oluşturduğu poetik
ortamda bir takım şiir idealleriyle beslenmiş, yanı
sıra, bir-iki dergi çıkarma faaliyetinde bulunarak
meselenin tüm boyutlarını tatmış, yaşamış bir şairin
hayatı boyunca tek seçenek olarak 'dergi'yi ve 'dergi
ideali'ni öne çıkarması, son derece normal sayılmalı.
- Öte
yandan, günümüzde çıkan onlarca dergiye rağmen,
gerçekten nitelik, kalite ve sahihlik vaat eden dergi
sayısının bir elin parmaklarını geçmediği dikkate
alınırsa, karşımızda duran ve gün geçtikçe daha da
tehditkâr bir hâl alan başıbozuklukların,
dengesizliklerin, değer erozyonunun, popülerlik ve
vitrin hastalığının, şiirin (eserin) yerine ikâme edilen
"şairlik" yaftasından medet umma zaafiyetinin, türlü
densizlik, ukalâlık ve görgüsüzlüklerin, ideolojik kör
bakışların, inkârcı ve riyakâr tutumların? aslında,
'dergi' bağlamındaki 'büyük boşluk'tan neşet ettiği
iddiasının seslendirilmesinde de şaşılacak bir şey
olmamalı..
- Eğer
günümüzde, her bakımdan ?merkezî? bir kimliğe sahip,
?hiza? telkin eden, derleyici, toparlayıcı ve uyarıcı,
bir 'okul' olma özelliğini haiz 'dergi'ler olabilseydi,
ben öyle zannediyorum ki, içinde bulunduğumuz ?şiir
kaosu? bu çapta bir vahâmete sahne kılınamazdı. İşlev
kaybı söz konusu edildiğinde, belki de ilk sırayı
alabilecek bugünün birçok dergisi, bırakın 'şiir/şair
terbiyecisi' olmayı, artık tam anlamıyla bir gayya
kuyusunda debeleniyor görüntüsü veren poetik misyonun
daha da kararan gövdesine sanki yeni gölgeler bırakmak
hedefiyle çıkıyor izlenimi vermekte. Evet, ne yazık ki,
bu böyle!..
-
- III
- 100
sayılık hatırı sayılır bir birikime ulaşmış Hece
dergisi'nin dokuz yılı aşan serüvenine baktığımda, benim
için tazeliğini ve zindeliğini her zaman koruyan önemli
unsurlardan birine, bu yazı vesilesiyle vurgu yapmak
istiyorum: Hece, son dönem edebiyat dergiciliği söz
konusu olduğunda, edebiyat çevreleri için/adına işlevsel
bir 'ritim duygusu'nun yegâne sağlayıcısı konumundadır
bugün. Bunun, birkaç dergi dışında pek de rastlanan bir
olgu olmadığını belirtmeliyim. Kendi iç işleyişinden
sâdır olduğunu sandığım 'ritmik düzen', çıkan her sayı
sonrasında dalganın son halkası dergi okuyucusuna da
sirâyet etmekte ve böylece, verimli bir çizginin, bir
hattın inşâası yolunda mesafe alınmaktadır.
- Hece
dergisi, ilk sayısından itibaren işleyen bir saat
misâli, herhangi bir aksaklığa konu olmadan, düzenli,
zamanını sektirmeden çıkıyor. Bu husus, sözünü ettiğimiz
'ritim duygusu'nun hem dergi kadrosunda hem dergiye
katkıda bulunanlarda ve hem de dergi okuyucusunda iz
bırakarak yerleşmesinde önemli bir payda hiç kuşkusuz.
Demek ki, Edebiyat dergisi 'terbiyesi' ve
'tecrübesi'nden geçmiş Hece'nin çekirdek kadrosu
bakımından 'mekanizma? sağlam kurulmuş, tıkır tıkır
işliyor ve dergi bünyesinde bu işleyişe ön-ayak olan,
imkân sağlayan bir 'çalışma ortamı' mevcut.
- Hece,
bana sorarsanız, ?ritmik işleyiş?ini özellikle kısa,
orta ve uzun vâdeye yönelik plânlara/proğramlara borçlu.
Esasen, 'edebî' bir ideal taşıyıp 'estetik' bir ufuk
gözeten herhangi bir dergi için, çeşitli meselelerin,
olguların, yapılanmaların belli bir takvim içinde ele
alınmasına ilişkin yön tayininde bulunulması başlı
başına bir özellik. Bu bağlamda, Hece'nin dünden bugüne,
dolu dolu 9 adet 'özel sayı'ya ve çok daha fazla 'özel
bölüm'e imza atması ve bütün bunları hayata geçirirken
farklı ideolojik katmanlara rağmen geniş bir kültürel
coğrafyaya sayfalarını açması ve dolayısıyla bir 'dil'
ve ?edebî beğeni? ekseni oluşturmaya yönelik 'içtenlikli
tavrı' neticesinde şair ve yazarlara 'güven' telkin
etmesi, dikkatlerden kaçacak gibi değil.
- Evet,
yayınlanan her sayısıyla çap ve ivme kazanan 'ritim
duygusu'nu yeni okuyuculara ve farklı estetik beğeni
kulvarlarına aşılayıp taşımasını umut ettiğimiz
Hece'nin, söz konusu duygu bağlamında görev ve
sorumlulukları da ister istemez artıyor..
- Hasılı,
Hece'nin yapacağı çok iş var!..
-
- ÖMER
ERDEM
-
- DERGİ,
İKİZİNİ YİTİRMİŞ YALNIZ
-
- Hiç
şüphesiz sadece Türk edebiyatı değil Türk düşüncesi de
dergilerden doğdu.
- Dünün
varolduğu yegane alan olduğu kadar geleceğin kurulup
yeşerdiği mecraydı onlar. Mecraydı diyorum çünkü,
geleceğin göstergeleri bu bağlamda ciddi şüpheler
içeriyor ve Türk edebiyatı ve düşüncesi tam da buradan
yaralanmış gözüküyor. Bunun neden ve niçini ne denli
önemli biliyorum ancak, dergi için yıllarını vermiş
birisi olarak derin bir kırgınlık içindeyim. Çünkü,
ikizimi, o biricik "dergi okuru"nu yitirmiş durumdayım.
Bunu gördüm ve yaşadım. Bir dergi çıkarmanın heyecan,
aşk ve iradesini "okuyucu" olarak da taşıyan insanların
aramızdan çekilip gitmesi öyle çok uzun bir geçmişe
sahip değil. En azından son yirmi yılı içerden yaşayarak
ve canlı şahitlere tanıklık ederek gördüm ki, bayide
veya kitapçıda yeni çıkmış bir dergiyle buluşmak yeniden
yaratılmak gibi bir şeydir. O oldukça sanki kendisi de
varmış ve varolmaya devam edecekmiş duygusunu yitirmenin
sebebini, bugün çıkan dergilerde aramak ise fazlaca
insafsız hatta vahşice geliyor bana. Şimdiki dergiler
hem yayın kalitesi hem içerik zenginliği hem de
yaygınlık bakımından daha ileri durumdalar. Özveri,
heyecan, aşk, nitelik, zenginlik onlarda da var. Fakat
muhataplarında aşk kaybolmuş ise güzellik neye yarar.
Kan köpürmüyorsa yaşamak ne anlam ifade eder. Okur yok,
okur yok...! Sosyal ve kültürel ortamımız dergi okuru
getiremiyor. Bir ve biricik olan, edebiyat ve edebiyat
dergileriyle gelişecek yaratıcı okur artık kayıp.
-
Tekrarlamak, umut kırıcı belki, lakin hakikat bu;
edebiyatımız artık nasıl okuyucusuz ise dergilerimiz de
okuyucusuz . Bu sert ve yalın gerçekliğe rağmen,
ısrarla, çapınca ve sakince varolmaya çalışan Hece'yi
bir işaret taşı olarak görüyorum.
- Eskiler
"itibar neticeyedir" demişler. Hece'nin 100 sayılık
neticesi en azından olumludur. Bu olumluluk bir soru
işaretinden çok bir yön ve durum göstergesidir. Hece,
edebiyattan ve samimiyetten hiç sapmadı. Hele son yirmi
yıldır ortalığı dolduran nicelik çılgınlığının ortasında
özel bir sığınak olarak gözüktü. Onun, niyetlendiği amaç
ile hak edip kavuştuğu gerçek değer, taşıdığı enerjisi
ve iradesinde değil, iktidarın ona bakışıyla doğru
orantılı olduğu için böyle bu. Özel sayılarının yaratıcı
ve özgün yaklaşımlar içermesinden öte, emek ve hacim ile
öne çıktığını düşünürüm. Bu özel sayılar, söz konusu
konu ve yazarlar için gecikmiştir. Lakin bu gecikmenin
sorumlusu Hece olmadığı gibi onun tutumu bir vefa
duygusu yanında bir kavrayış ve sunuş ahlakını da
içermektedir. Niyet ve değere saygı noktasından
baktığım da ise benzersiz olduğu çok açık. Bir gün
edebiyat araştırmacıları açısından zengin bir malzeme
özelliği taşıyacağını kestirmek ise zor değil. Hece'yi
çıkaran iradenin umut ettiği şeyin, benim işaret etmeye
çalıştığım şeyle örtüştüğünden şüphe duymuyorum, eğer
Hece, özgür ve özgürlükçü yaklaşımına tohum olacak yeni
şair ve yazar adaylarına bundan sonra kavuşma şansını
bulabilirse, işte o vakit, geride bıraktığı 100 sayılık
rezerv daha bir anlamlı bulunacaktır.
- Hece Öykü
hakkında konuşmayı erken bulmakla birlikte, öyle
sanıyorum ki, öykücülüğümüze yeni isim ve eserler
kazandırmaktan çok kuramsal ve araştırmacı yazılarla
kendisine özgü bir alan kazanacağı tahmin edilebilir.
Bunu aşmak dergiyle olduğu kadar ona yönelecek ilgi ve
bağlılıkla yakından irtibatlıdır.
- İbrahim
Çelik'in şahsi niyet ve gayreti, çalışma enerjisi ve
takipçiliği olmasaydı bütün söyleyeceklerimiz askıda
kalırdı. Bir dergide her zaman böyle çılgın ve tükenmez
insanlar vardır. Bu yüzden Türk edebiyatı onu anmak
durumundadır.
-
-
- LAURENT
MİGNON
-
- HECE
DERGİSİ : DİRİLİŞTEN DİRENİŞE
-
- Modern
Türk kültür tarihi, edebiyat ve kültür dergilerinin
tarihini yazmadan, yazılamaz. Uzun ömürlü olsun, kısa
ömürlü olsun, Servet-i Fünûn, Genç Kalemler, Varlık,
Büyük Doğu, Mavi, Edebiyat, Mavera, Yazko Edebiyat,
Diriliş, Sanat Emeği ve nice başka dergiler hem
edebiyat alanında oldukça etkili bir konumda olmuşlar,
hem de çoğu zaman sadece edebi değil, kültürel hatta
bazen siyasi bir projeyi temsil etmişlerdir. Onların
arasında, Türkiye'de yaşanan kültürel içsavaşa rağmen,
sayfalarını farklı düşünenlere de açan Hece gibi
dergiler azdır.
- Hece
dergisi, ilk sayılarında İslâmi bir kimliğe bürünmüş ve
bu kimliğin bir ifadesi olarak emperyalizm karşıtı bir
çizgiyi savunmuştur. Bir yandan da, Türkiyeli olmayan,
yeni sömürgeciliğe karşı isyan eden, ama başka bir
siyasî gelenekten gelen şair ve yazarların eserlerinin
çevirilerine de yer vermiştir: Nizar Kabbani, Bernard
Binlin Dadié ve tabii ki Edward Said gibi
insancıllıkları ile öne çıkan edebiyatçı ve
eleştirmenlerin eserlerini de Hece dergisinde okumak
mümkün olmuştur.
- Çıkardığı
edebiyat konulu özel sayılarla Hece dergisi, Türk
edebiyatı konusunda çalışan herkese sayfalarını açmıştır
ve bu şekilde edebiyat araştırmaları alanına geniş bir
perspektif kazandırmaya çalışmıştır. Farklı çevrelerden
insanları yazmaya davet ederek, herkesin fikirlerine
saygı göstererek edebiyat incelemeleri konusunda verimli
bir tartışma ve daha da önemlisi. Bir diyalog platformu
yaratmaya çalışmıştır. Şahsî tecrübemden sözetmem
gerekirse, gayri Müslim Türkçe edebiyat gibi konularda
ve Yahya Kemal veya Sezai Karakoç konusunda birtakım
görüşleri yeniden değerlendirirken, editörlük kurulu,
düşüncelerimi paylaşmasa bile, yazılarımı içeriğine
müdahale etmeden yayımlamıştır ve verimli bir tartışma
ortamı için gerekli olan, ama ne yazık ki ender görülen,
bir entelektüel olgunluk göstermiştir.
-
Türkiye'de edebiyat alanında yaratılan bu imkânı,
düşünce alanına da taşımak
- gerekir.
Filistin ve Irak'ın yanmasına, Afrika'da her üç saniyede
bir çocuğun ölmesine neden olan sözde yeni dünya
düzenine karşı her zamanki gibi İslami ve sol çizgideki
insanların isyan çığlıklarının yükseldiği bu günlerde,
bu sesleri buluşturan bir düşünce dergisi gerekli.
Direniş adına verimli bir diyaloğun oluşturulmasında
belki de Hece Düşünce gibi bir derginin rolü olabilir.
Yüzüncü sayıyı kutlamak güzel, ama sonraki 100 sayıyı
tasarlamak daha da güzel...
-
-
- ATASOY
MÜFTÜOĞLU
-
- ASLOLAN
BAĞIMSIZLIKTIR
-
- Edebiyat
hayatımız, düşünce hayatımız Tanzimat'tan bugünlere
kadar modernlikler ile geleneksellikler arasında gidip
geliyor. Sıradanlaşan yaklaşımlara ve kategorilere
sığmayan bir çerçeve kazanamıyor, bulanık inişler ve
çıkışlar yaşıyor; muğlak içeriklerle, muğlak söylemlerle
varlığını sürdürmeye çalışıyor. Bu dönem içerisinde hem
lâik kesimler, hem de İslamî kesimler devlet merkezli
bir geleneğin sınırları içerisinde faaliyet gösterdiler;
karmaşık bir düşünsel-entelektüel süreç yaşadılar;
kültürel parçalanmalarla, kültürel uyuşmazlıklarla
karşılaştılar. Sözünü ettiğimiz dönem boyunca düşüncenin
-kültürün- sanat / edebiyatın her alanında Batı
modelinin mutlaklaştırılmış olması, bağımsız inşa'lara
ve yönelişlere imkan vermedi. Bu nedenledir ki; bu dönem
boyunca ortaya konulan çalışmalar daha çok koşulların
ürünü oldu, hangi eğilimi yansıtmış olursa olsun, bir
biçimde Batılılaşmaya maruz kaldı.
- Maruz
kalınan bağımlı ufuklar/içerikler/kaygılar nedeniyle;
entelektüel dünyanın gündemini etkileyen/sarsan, çığır
açıcı düşünceler ve yöntemler geliştiren, kalıcı iz
bırakan, dönüştürücü, belirleyici etkileri olan
çalışmalardan hareketlerden, akımlardan söz etmek ne
yazık ki, mümkün değil. Edebiyat ve düşünce hayatı,
genellikle yerleşik bakış açılarını ve yöntemleri olduğu
gibi kabul eden, yerleşik düşüncelere bağımlı bir boyut
taşıyor. Her dönemin, kendi edebiyat ve düşünce
anlayışını yeniden üretmesi gerekir, her dönemin bir
ifade tarzı ve anlatım biçimi olması gerekir, edebiyat
ve düşünce hareketlerinin kendi dönemlerinin ruhunu
yansıtmaları ve kendi dönemlerine etkileyici katkılarda
bulunması gerekir.
-
Hayatımızı, duygu ve düşüncelerimizi, hassasiyetlerimizi
kontrol eden, bütün bunları hesaplanabilir bir çerçeve
içerisine sokmaya çalışan, toplumlarımızı yalnızca
istatistiklerle değerlendirmeye çalışan ideolojik bir
dünyada, edebiyat ve düşünce hayatının, çağımıza,
dönemimize, yeni bir ufuk, yeni bir bilinç ve ruh
kazandırması beklenir. Gönül gözüyle
görmek/anlamak/duymak ne kader önemliyse, akıl gözüyle
görmek/anlamak/duymak da bir o kadar önemlidir. Daha da
önemlisi akıl/gönül gözünün birlikte görmeyi/duymayı
başarmasıdır.
-
Nitelikli, derinlikli, kuşatıcı ve özgürleştirici bir
edebiyat ve düşünce akımı/hareketi zamandan bağımsız
olmayı başarabilir, zamandan bağımsız olabilir, günceli
aşan yollar açabilir, moda normların ve kuralların
ötesine geçebilir. Bir edebiyat ve düşünce hareketi,
döneminin sorunlarından, olaylarından soyutlanamaz.
Bugünün tarihinin çok bunaltıcı, yalnızlaştırıcı ve
dışlayıcı yoğunlukları ve aşırılıkları karşısında, büyük
yıkımlar ve kirlilikler karşısında, edebiyat
hayatımızın, düşünce hayatımızın, dergilerimizin
yeterli/gerekli tavırları ve sorumlulukları almadıkları
bilinen bir gerçektir. Edebiyat ve düşünce hayatı,
egemen/moda kuramları maalesef nihaî kuramlar gibi kabul
ediyor. Gerek geçmişte ve gerekse bugün, pek çok
derginin yalnızca orijinal olmak için, farklı olmak
için, gösteri yapmak için, nam ve şan olsun için
yayınlandığını biliyoruz. Entelektüel yoksulluk
sebebiyle, bu yayınlar edebiyat- sanat-düşünce
statükolarını sorgulamaya cesaret edemiyor.
- Edebiyat
ve düşünce hayatımızın, bugüne katkılarımız neler, bugün
ürettiklerimiz ne ifade ediyor, dünyayı nasıl
algılamalıyız, nasıl yorumlamalıyız, nasıl düşünmeliyiz,
nasıl yaşamalıyız, bugünün dünyasında ürettiklerimiz
sorumluluklarımıza denk düşüyor mu, doğru bir yol
üzerinde miyiz, bugünü ve tarihi nasıl
etkileyebiliriz?... gibi soruları içtenlikle sorması ve
yanıtlaması gerekiyor.
- Hece,
sorumluluk duygusuna dayalı yaklaşımlar içerisinde,
tevazu içerisinde, özenli, ilkeli, tutarlı, düzeyli ve
nitelikli çalışmalar yaptı, sahte beğenilere, basmakalıp
kategorilere ve klişe yaklaşımlara itibar etmedi.
Hece'nin, bugünün, tarihin ve insanlığın dayanılmaz
sorunları karşısında yeteri kadar duyarlı olduğu
söylenemez. Hece, edebiyat ve düşünce alanında egemen
yaklaşımları sürdürmek yerine, kendi yaklaşımlarını
oluşturabilir, bu yaklaşımları eleştiriye açık
tutabilirdi. Kendi kazandığımız, geliştirdiğimiz,
anlayış, kavrayış ve yaklaşımlar; miras aldığımız
anlayış, kavrayış ve yaklaşım biçimlerinden çok daha
etkili olabilir.
- Hece'nin
geleceğinin açık olduğunu, en soylu değerlerin ifadesi
olabileceğini, daha yetkin, daha güzel, daha sorumlu,
daha aktif çalışmalar yapabileceğini, hem kuramsal
anlamda, hem pratik anlamda daha yetkin, daha bağımsız
keşifler yapabileceğini düşünüyorum, bekliyorum.
- Hece'yi
tebrik ediyorum, takdir ediyorum.
-
-
- TALAT
SAİT HALMAN
-
- YÜZ HECE
-
- Büyük bir
"cümle" çıktı yüz Hece'den. Ülkemizin dergicilik
tarihinin en güçlü denemezse de en güzel döneminde
"Hece", tutarlı, ciddi, canlı, düzeyli, düzenli, kendine
özgü bir yer kazandı. "Servet-i Fünun" gibi bir estetik
devrim getirmedi... "Genç Kalemler" ve "Varlık" gibi
yenilikçi değil... "Pazar Postası" ve "Papirüs" gibi
çığır açıcı olmaya yönelmedi. Ama, kültürümüzün ve
edebiyatımızın bazı temel değerlerini bugüne uyarlamak,
bayatlamaktan uzak tutarak yaşatmak ve taze tutmak,
geleneği geleceğe taşımak işlevini başarıyla
gerçekleştirdi.
- "Hece"yi
muhafazakâr sananlar var. Hattâ olumsuz anlamda tutucu
diye yorumlayanlar oldu. Yanılgıdır bu tutumlar. Bence
"Hece" sağlam gelenekleri saygı ve sevgiyle yaşatarak
yeniliklere yönelten bir dergi. Bir evrim dinamiği.
- Türk
Edebiyatının türlerinin ve işlevlerinin oluşumunu
kollektif ve çok yönlü yorumlarla değerlendiren Hece
Özel Sayılarının önemini, gelecek nesiller çok daha iyi
anlayacak belki. Eleştirmenliğimizin hâlâ güçsüz, hattâ
güdük kaldığı çağımızda, o sayıların getirdiği
perspektifler görmezden gelindi. Cüsseleri, gözleri
korkuttu. İçerdikleri çeşitlilikler, şaşırttı zihnî
tembellikten kurtulamayan nice aydınlarımızı. Oysa her
özel sayı, edebiyatımızın serüveninde yaşamsal bir
merhale...
- Ben
"Hece"yi günümüz Türk edebiyatı için mutlu bir talih
olarak görüyorum. Övgümü, yarı şaka yarı ciddi bir
"manzume" ile sunmama izin verin:
-
- Harika
dergilerde dehâ tanrı vergisi.
- Kötüler
ucuz ya da boş lafların sergisi:
- Kimisi
ithal malı inançların çergisi,
- Kimisi
kocaman, kof egoların nergisi,
- Kimisi
cücelerin atlaslara yergisi.
- Bereket,
yüz sayıdır var şu "Hece" dergisi
- Sayın
Hüseyin Su
- Hece
Dergisi
-
-
- RASİM
ÖZDENÖREN
-
- HECE 100
AYLIK
-
- Hece
dergisinin ilk 6 sayısını baştan sona yeniden gözden
geçirdim. Derginin bildirgesiyle ilgili bir şeyler
bulmak istedim. Ancak ilk sayısında Hüseyin Su'nun
"Sıcak Takip" başlıklı yazısı ile, 2. sayısında yer alan
bir "teşekkür" yazısından başka bir iz yakalayamadım.
- "Sıcak
Takip" başlığını taşıyan ve derginin ilk sayısının sunuş
sayfasında yer alan yazıda Su, kutsal kaynağa göndermede
bulunan "kalem", "yaz" ve "oku" kelimelerinin üzerine
bina edilmiş bir bildiri oluşturuyor. Burada, ima
yoluyla İslâmî söyleme göndermede bulunuluyor.
- İkinci
sayıda yer alan "Teşekkür" açıklamasında, derginin ilk
sayısına gösterilen ilgi dolayısıyla okuyucuya teşekkür
ediliyor ve: " '97 yılının (belki de) sonlarına doğru
Hece Yayınları ile karşınızda olmayı, ikinci bir dergi
yayımlamayı, giderek Hece Kültürevi, Hece Kitabevi
konusundaki tasarılarımızı hızlandırarak 'kuşatılmamıza'
en azından denk düşen karşı bir kültür, düşünce
'kuşatmasına' katkıda bulunabilmeyi (vurgu benim, R.Ö.)
umuyor ve dua ediyoruz. Dayanışma bilinciyle sizlerin de
dualarınızı bekliyoruz." Deniyor.
- "Sunuş"
yazısı olarak algılayabileceğimiz ilk yazıda İslâmî
söyleme bir göndermede bulunulduğu belli. Ancak teşekkür
bildirgesindeki ifade daha kapalı ve ketum... Bu ikinci
bildirgede, bir kuşatmaya, karşı kuşatmayla cevap
verilmek istendiği açıklanıyor.
- Bundan
sonraki sayılarda, derginin bildirgesiyle ilgili
doğrudan bir göndermeye rastlanmıyor. Derginin İslâmî
bir söylemi benimsediğini ancak haricen kavrıyoruz.
Dergi, böylece, bildirgesini açıktan açığa ve çiğ
biçimde açığa vurma yerine, yayınladığı ürünlerle ona
sahip çıkma yolunu tercih ettiğini gösteriyor. Ancak
bunu yeterli saymalı mıyız? Örneğin özgün yayınını
1970'li yılların ortalarından 1980'li yılların
ortalarına kadar sürdüren Mavera dergisi, bu süre içinde
edebiyatımıza "İslâmî edebiyat tartışmalarını"
getirmişti. Hece dergisinin bu tür tartışmalardan uzak
kaldığı tespit edilebiliyor. Ancak bu tartışmalara uzak
kalmak gerekiyor mu, kestiremiyorum. Derginin tümüyle
ulaştırdığı bir söylemi, bir bildirgesi var, tamam...
Ama bir dergiyi asıl canlı tutması gereken, kavgasını
verdiği, uğruna fedakârlık yaptığı fikir nedir, o,
gölgede kalıyor; aydınlığa çıkmıyor.
- Hece'nin
anılmaya değer hizmeti özel sayılarıyla yerine
getiriliyor. Bu bakımdan, edebiyatımızda daha önce
hiçbir derginin gerçekleştiremediği zengin özel sayılar
yaptı. O sayılar birer başvuru ürünü olarak
kitaplıklarımızda uzun süre hizmet vermeye aday
görünüyor.
- Her şeye
rağmen Hece'nin tıknefes olmadığı, uzun soluklu bir
çıkışa teşebbüs ettiği ve uzun bir yola çıktığı şimdiye
kadarki çabalarından ve ortaya koyduğu ürünlerden
bellidir. Çabasının ve ürünlerinin hep böyle sürmesini
diliyorum.
-
- MUSTAFA
KUTLU
-
- HECE'NİN
"ÇELİK" DİSİPLİNİ
-
- İbrahim
Çelik ile geç tanıştık. Bu herhalde ayrı şehirlerde,
ayrı muhitlerde bulunmamızdandır. Elbette ki "nasip"e
inanıyoruz. Onunla yüzyüze gelmemiz kendisinin Bayazıt
Kütüphanesi'nde görev alarak İstanbul'a gelmesi
neticesinde vukubuldu. Karayağız bir adam. Benim boyumda
var. Nerelisin? dedim. Kırşehir-Çiçekdağı'ndanmış. Vay
be! Ne demek Kırşehir? Bir nevi Neşet Ertaş, bir nevi
bozlak demek. Karabudun'dan olanlar birbirine kolay
ısınır. Çünkü aynı hamurdandırlar.
- İbrahim,
"Hüseyin Su" imzası ile yazıyor. Doğrusu ilk hikâyeleri,
benim yakınlık kuracağım cinsten değildi. Sonra yazmaya
epeyce ara verdi, yeniden yazmaya başladığında beni de
saran güzel metinler çıkardı. Kişiliği gibi, içedönük ve
derin hikâyelerdi bunlar. İbrahim'le uzun konuşmalarımız
oldu. Bunların bazılarına o sıralarda İstanbul'a görevle
gelen Necip Tosun da katıldı.
- Bir süre
sonra şu ortaya çıktı ki; hep ben konuşuyorum; İbrahim
daha çok dinlemeyi seçiyor.
- Evet az
konuşan, öz konuşan, düzgün konuşan, düzgün (mükemmel
mânasına) yazan bir arkadaş. Ona şöyle dediğimi
hatırlıyorum: "Yahu yazılarında, hikâyelerinde ne
ifadede, ne imlada, hiç bir hata bulamıyorum. Bu ne
disiplin ve dikkattir böyle". "Arasıra bir acemilik yap,
bir adımını yanlış at; yoksa bundan böyle her
buluşmamıza takım elbise ve kıravat ile gelirim ha!"
- Gülüşü
dahi ölçülüdür İbrahim'in. Benim gibi ipe-sapa gelmez
adamların yanında kartpostal gibi durur yani.
- Sonra
İbrahim Ankara'ya (alışkın olduğu muhite) döndü.
Giderken dergi ve kitap tasarılarını birlikte götürdü.
- Ben ona
edebiyatın ülkemizde (ve dünyada) artık bir kıymet-i
harbiyesinin kalmadığını ihtar edip duruyordum.
Biliyordum ki biz bu işe gönül vermişiz, Cenab-ı Hak
ömür verdikçe bununla uğraşırız. Uzun yıllar yayıncılık
yaptığımız için İbrahim'in bu kısır alanda yapacağı
yayınların -hiç olmazsa- harcı borcunu ödemesini
istiyordum. O ki, aklına koymuş; bari dara düşmesin.
- İbrahim
Çelik -Allah nazardan esirgesin- edebiyatımız için gurur
kaynağı olacak Hece dergisini çıkardı, Hece Yayınları'nı
kurdu.
-
Edebiyatın gözden düşmüş olduğu; medyanın, popüler
kültürün herşeyi kuşatmış olduğu bir dönemde seviyeli
bir yayımcılık yaptı, kaliteden taviz vermedi. Hece
dergisi ve Yayınları, "Mavera" ve "Edebiyat"
dergilerinden bu yana yerli ve milli edebiyatımız için
emek veren ter döken en önemli yayın faaliyeti olmuştur.
Bilhassa neşrettiği "özel sayılar" geleceğe ışık tutacak
kapsamlı çalışmalar olarak daima anılacaktır. Çok zor
bir işi başarmıştır İbrahim. Ve tabi onunla birlikte bu
işe koyulan arkadaşları.
- Bu vadide
ciddi bir iş yapmanın nasıl bir dikkat ve disiplin
gerektirdiğini bilirim. İbrahim'in karakterinde bu var.
Ve yaptığı işe doğal olarak yansımıştır. Ayrıca
söylenmesi gereken bir başka nokta da, kendisini öne
çıkarmaması; mütevazı olmasıdır. Hece "İbrahim Çelik'in
dergisi" diye anılmayacak. Önemli bir "duruş" bu.
- Ben
hayatı edebiyatın önünde tutarım. Bir ağacı tasvir
etmektense gölgesinde oturup cıgara içmeyi severim.
- Bu
sebeple Hece dergisinden bahsedeceğime İbrahim'i
anlattım durdum. "Ben giderim, sazım kalır Dostlar beni
hatırlasın" diyor Veysel.
- Benzer
bir şey de ben söylüyorum:
- Dünya
hayatı geçici. Hepimiz gidecek ve kaybolacağız. Geride
Hece kalacak. Yeni gelen nesiller onun sayfalarını
karıştırıp duracak, nasipleri kadar faydalanacaklar.
Sıra bu satırlara geldiğinde istedim ki İbrahim'i
hatırlasınlar ve arkadaşlarını. Bu koca neşriyatın
ardında; suskun, mütevekkil, mütebessim duran iradeyi,
emeği hatırlasınlar. Saygıyla...
- MEHMET
SOYAK
-
- EDEBİYAT
VE DERGİLER
-
- Tarihin
yoğun bir edebiyat birikimine rağmen, insan aynı
konularda yazmaya devam etmektedir. Bu durum, insandaki
"ibda" gücünü ve dilin imkan zenginliğini gösterir.
Çünkü her insan, kendine özgü bir dünyadır. İngiliz
yazar (Karley) der ki: "Dünyanın en usta portre ressamı
(Rafeyel), en sıradan, silik bir insanın resmini
yaparsa, o insandaki ifade zenginliğini, eserine tamamen
aksettiremez. Sanatçı, duygularında ve dünyayı, hayatı
değerlendirmesinde orijinal unsurlar görmekte, dili
hamur gibi yoğurarak, granit gibi işleyerek eserini
ortaya koymaktadır.
- Bu
eserler, çoğunlukla kitaplaşmadan önce, dergilerde
kendini gösterir. Dergiler sanatçılar için fidelik,
fidanlık ortamı oluştururken, edebiyat heveskârlarına
verimleri için de mezarlıktır.
- Dergiler
bir grup tarafından çıkartılmış olsa da, bir kişinin
şahsiyet mührünü taşır.
-
Cumhuriyet döneminde çıkartılan edebiyat ve düşünce
dergilerinde de ilerde insanları etkileyen dergiler;
Kadro, Varlık, Ağaç, Hareket, Büyük Doğu, Türk
Düşüncesi, Diriliş, Papirus ve Edebiyat .... gibi.
-
Zamanımızda edebiyat ve düşünce dergileri, çok az ve
cılız yayınlardır. Hece dergisi, farklı bir yayındır.
Hece dergisi her sayıdaki soruşturmaları, özel sayıları,
Hece Öykü dergisi ve kitap yayınlarıyla, köklü ve
kapsamlı bir yayıncılık yapmaktadır. Hece bir edebiyat
ve düşünce yayıncılığı kurumudur.
- Dergi
yayıncılığının bir handikapından Hece de kendini
kurtaramaz. Dergide çıkan bazı şiir, hikaye ve
değerlendirme yazıları için bir seviye ve kalite
dikkatini eksik gördüm. Bir yazarın görüşleri
değerlendirilirken, yazarın temel görüşlerine aykırı
düşünceler yazara aitmiş gibi gösterilebilmektedir.
- Hece'nin
şimdiye kadar, Türkiye de gerçekleştirilemeyen zengin
yayıncılığından dolayı İbrahim Çelik ve arkadaşlarını
tebrik eder hayallerini gerçekleştirmelerini dilerim
-
- RAMAZAN
KAPLAN
-
- "HECE"NİN
UZUN KOŞUSU
-
- Ocak
1997'de edebiyat dünyasına adım atan Hece dergisi, Nisan
2005'te yayımlanacak özel dosyalı sayısıyla 100.
sayısına ulaşmış olacaktır. Türkiye gibi, yayıncılığın
da, okuyuculuğun da sorunlu olduğu ülkelerde, yayını,
aşkla ve dirençle sürdürülen Hece dergisinin özel bir
konumu vardır. Hece dergisi, genel geçer yayıncılık
anlayışının politik ve günlük kaygılarını bir yana
bırakıp, bu toprağın sesi kalarak evrensel hakikat
merkezli bir düşünce ortamı oluşturmak üzere yola
çıkmıştır. Hem yerli kalmak, hem de evrenseli
kucaklamak, hangi alanda olursa olsun, birileri için hiç
de söz konusu olmayan bazı sıkıntıların bilincinde
olarak yola koyulmak, dikenli, engebeli bir yolculuğa
hazırlıklı olmak demektir. Dahası bu bilinç, eylemin
gerçekleşme şartıdır, fakat sonucun kendisi değildir.
- Takdirle
kaydetmek gerekir ki, Hece, 100. sayıya ulaşan uzun
soluklu ve nitelikli yayın hayatı ile, Türk düşünce ve
sanatının oluşumunda kendisinden övgüyle söz edilmeyi
hak etmiştir. Bilinen bir gerçektir. Türk düşünce,
kültür, sanat ve politika hayatı Tanzimat'tan itibaren
dergilerde gün yüzüne çıkarak gelişmekte ve
kökleşmektedir. Bu bağlamda, edebiyat ve sanat
dergileri, bu alanların atölyesi işlevini
görmektedirler. Bir yandan edebî zevkin oluşumuna
katkıda bulunmak, bir yandan yeni yetenekler için bir
okul olmak işlevi görürler. Daha da önemlisi kültür
taşıyıcısı, çağının tanıklarıdır edebiyat ve sanat
dergileri. İleride bir milletin edebiyat tarihini
yazacaklar için, nitelikli dergiler gerçek birer hazine
değerindedir. Zamanla ayrıntıları ve esasları bellekten
silinmiş pek çok edebî olgunun izlerini sürmek sanat
dergilerinin varlığı ile mümkündür. Hece dergisinin,
yeni bir edebiyat ve kültür ortamı oluşturmada, zengin
içeriği ile edebiyat araştırmacılarının yolunu
aydınlatmada yetkin bir dergi olduğu kuşkusuzdur.
Birbirinden değerli özel sayıları, yayımlandıkları andan
itibaren araştırmacıların temel başvuru kaynakları
hâline gelmiştir. Bu özel sayılar dolayısıyla, Hece
dergisinin ne büyük bir yükümlülük üstlendiği ve bunu
kendi misyonuna yakışır mükemmellikte gerçekleştirmeyi
başardığı zamanla çok daha iyi anlaşılacaktır Edebiyatın
değişik türlerine ilişkin sorunlarla kuramsal olguların
özenle irdelendiği; edebî şahsiyetlerin bütün yönleriyle
ele alınıp edebî dünyalarının aydınlatılmaya çalışıldığı
anıtsal değerdeki geniş hacimli bu özel sayılar bile
başlı başına Hece yayıncılığının yüz akıdır.
- Hece
dergisi, kendi çizgisinde Türk yayın hayatının canlılık
kazanmasına öncülük etmiştir. Polemiğe yüz vermeyen ağır
başlı yayın politikası saygınlığını artırmış, kendi
düşünce dünyası dışında kalan çevrelerin bile ilgi ve
dikkatini çekmiştir. Zamanında yayımlanmış olmayı
yayıncılık anlayışının esası yapması, bundan hiçbir
biçimde ödün vermemesi ise, kendisine duyulan güvenin
ciddî bir göstergesi olmuştur. Bu nedenledir ki,
çekirdeğini Hece dergisinin oluşturduğu "hece
yayıncılık", Hece Öykü ve "Hece Yayınları" ile kurumsal
varlığını kanıtlamış bir oluşumdur. Türk düşünce, kültür
ve edebiyat hayatının gelecekte de temel
belirleyicilerinin başında Hece dergisi gelecektir.
Çünkü Hece, uzun koşulu bir yayıncılıkta zengin bir
birikim ve deneyimi temsil ediyor.
-
- İSMAİL
COŞKUN
-
- HECE 100
YAŞINDA
-
- Haldun
Taner'in bir dergi çıkarma öyküsü vardır. Gençler bir
dergi çıkarmaya heves ederler, isminden başlayarak
iddialı bir tasarıdır bu. Gerçekleşmez. Taner, öyküde bu
tasarının gerçekleşemeyişini olağanüstü hoş ve ironik
bir dille anlatır. Edebiyat kışkırtıcıdır. Çekicidir.
Taliplerinde kolay kotarılabilirlik duygusu yaratır.
Oysa zordur edebiyat. Kolay kotarılabilirlik duygusunun
yarattığı sonuçları edebiyat dergiciliğimizin tarihine
baktığımızda görürüz. Başlamış fakat sürmemiş,
sürdürülememiş sayısız dergi girişiminin varlığını
görürüz. Dergilerden çok bir isimler yığınından söz
edilebilir sadece. Siyasi dergicilikle mukayese
edildiğinde, edebiyat dergiciliği daha iddiasız bir
görünüme sahiptir. Daha iddiasız, daha mütevazi. Ancak
bu iddiasızlık ve mütevazilik algısı yanıltıcıdır. Bir
kolaylık, çabucak gerçekleştirilebilirlik duygusuna yol
açmaktadır. Bu nedenle bir hevesle girişilmesi kolaydır
edebiyat dergiciliğine. Nitekim bu girişimlerin çoğu bir
kıvılcıma bile dönüşemeden kalmıştır. Edebiyat
dergisinin iddiasız, mütevazi görünümü bir yönüyle
edebiyatın doğasından, sanatın sözünü doğrudan değil de
sezdirerek söylemeyi tercih etmesinden kaynaklanır.
Oysa, bütün bu iddiasız ve mütevazi görünümüne karşın
edebiyat dergisi önce bir tavır alıştır; gündelik
olandan başlayarak insan, hayat ve uygarlık sorunları
karşısında bir tutum takınmadır. Bunun için de sanılanın
aksine çok daha zordur edebiyat dergiciliği. Sözü
söylemek de sürdürmek de, ateşi yakmak da, canlı tutmak
da zordur.
- Dergi bir
sürekliliktir. Bir damar halinde akmadır. Sürekli
çıkabilme imkanı bulmanın ötesinde bir akma halidir. Bu
nedenle ömür sahibi olma tek başına dergileşmeye yetmez.
Hayata, insana dair bir arayış, sıcak olanın peşinde bir
iz sürmedir. Dergi, iz sürebildiği, insana ilişkin
sorunlara müdahil olabildiği ölçüde dergileşebilecek,
düşüncenin mayalanmasına, kanatlanmasına mekan
olabilecektir.
- Hece,
dokuzuncu yaşını sürüyor. İsim olarak Hece mütevazi bir
başlangıcı imliyor. Kelimeye dönüşmemiş. Cümle ilerde.
Bu anlamda Hece'yi bir dergi olma arayışı olarak
nitelemek mümkün. Bir tamamlanmışlık, tüketmişlik
duygusuna sahip değil, tam aksine, insana, hayata dair
sorular sormaya, bu soruların izini sürmeye, hecelemeye
talip olmuş. Dokuz yıl dergiciliğimizde uzun olmasa
bile kısa da olmayan bir ömürdür. Bu ömür içinde bir
akış, bir süreklilik yakalanabilmiştir. Vaktinde çıkmaya
gösterilen özenle birlikte aksamayan bir sürekliliktir
bu. Edebiyata, insana, hayata dair bir duyarlılık en
başından itibaren Hece'yi niteleyen vasıfların başında
yer aldı. Sorular sordu, konuştu. Öykücülüğümüzden
başlayarak, düşünce hayatımıza ilişkin soruları hep
oldu. Yine de bir sükut hali, bir az konuşma hali
dergide hep olageldi. Bu halin baskın olduğu sayılarda,
derginin hem varlığından, hem de konuşmayan,
konumlanmayan bir yokluğundan söz edebiliriz.
- Giderek
bir genişleme halini yaşamaya başladı Hece. Önce dergi
olarak genişledi. Özel sayılar ve ona eklenen öykü
dergisi, sonra yayın yelpazesi olarak. Özel sayılar ve
öykü dergisi başlı başına bir kuşatıcılık ve iddia
sahibi olmaktı. Bütünü izlemeye, onu kuşatmaya talip
olmak, onun adına konuşmaktı. Oylumlu özel sayıların,
Hece'yi Türk dergiciliğinde yukarılara taşıdığı gibi,
Türk düşüncesinin izini sürmeye, kaynaklarını,
sorunlarını tartışmaya yönelttiğini söyleyebiliriz. Özel
sayılar bu anlamda, aylık edebiyat dergisindeki sükut
halinin, az konuşmanın, belirginleşememenin kırılması ya
da bu yöndeki bir açılımın işareti olarak
değerlendirilebilir. Bu belirginleşme halini kişisel
olarak önemsiyorum. Dergi düşüncedir. Sözdür. Düşünce
de, söz de sükut halini kaldırmıyor. Genlerinde, biraz
Büyük Doğu'yu, daha çok Diriliş'i ve Edebiyat'ı taşıyan
Hece'yi dergileştirecek, bir okula dönüştürecek olanın,
yakalanan ya da eksikliği duyulan bu nokta olduğunu
düşünüyorum.
-
- HAYDAR
ERGÜLEN
-
- HÜZNÜN
SON SAYISI
-
- Son
kitabım "Keder Gibi Ödünç"te kısacık bir şiirim de yer
alıyor:"Hüznün son sayısı gibi çıkar/şiir dergilerinin
her sayısı". Şairin kendi şiiri hakkında konuşması
olmaz, ben de konuşamam, yalnızca bir şey var belirtmek
istediğim:Bu, 'doğru' bir şiirdir. Doğruluğu da,
Cumhuriyetin başlangıcından bugüne çıkan şiir
dergilerinin ömürlerine bakarak anlaşılabilir. Eskiden
yeniye, tıpkı şairlerin hayatı gibi, çoğunun ömrü de
kısacık olmuştur. Şiire yakışan da budur diye
düşünülebilir, doğrusu ben de böyle düşünmekten yanayım.
Hece dergisinin "Türk edebiyatı ve Türk düşüncesi,
Tanzimat'tan beri 'dergi merkezli' bir süreç izlemiş ve
bu süreç içinde çeşitli topluluklar oluşmuştur. Bu
toplulukların pek azı uzun süre Türk edebiyatının ve
düşüncesinin akışını derinden etkileyebilmiş, pek çoğu
da kültürel,estetik ve sanatsal bir kıvılcım olarak
kalmıştır. Bu süreç içinde, uzun ömürlü dergilerimizin
sayılarının çok olduğu söylenemez" yolundaki saptamasını
ise, bilhassa şiir dergilerini düşünerek çok yerinde
buluyorum.
-
Hikayeciler, romancılar ve deneme yazarları gibi
edebiyatın çeşitli alanlarında ürünler veren yazarların
çıkardığı, yer aldığı ya da katkıda bulundukları
dergiler, 'iddia' dergileri değildir. Olsa olsa daha
derli toplu, daha iyi ürünlere yer veren, içerik
bakımından daha doyurucu, biçimiyle de daha albenili
dergiler olmak gibi bir 'iddia'ları olabilir. Bu
'iddiasız' diyebileceğimiz 'iddia' ise, daha çok şaire
yakışan türdendir.Fakat öte yandan , "şairin bir iddiası
olması gerekir" yaklaşımındaki haklılık payı, şairlerin
şiirlerinden çok çıkardıkları şiir dergilerinde
aranmalıdır .
- Şairlerin
dergi çıkarmaları, bilinir, adettendir. Genellikle de
henüz yolun başındayken, henüz ilk kitapları bile yokken
ortada ya da yeni çıkmışken girişilir bu dergi
işine.Sonra geç olur çünkü. İki-üçşair bir araya gelir,
bir yayınevi, kurum desteği olmadan, kendi ceplerinden
karşılayarak, fiyakalı da bir isim bularak,dergilerini
çıkarırlar. Sanırlar ki dergileri çıktığı zaman şiir
aleminde yer yerinden oynayacaktır, herkes bu gençleri
alkışlayacaktır...Öyle olmaz çoğunlukla, tam bir "sükut
suikastı"na maruz kalır bu heyecanlı girişim,bir sayı,
bir sayı daha...Genç şairlerin ümitleri de tükenir,
paraları da. Kapattık da diyemezler, hazırlıyoruz
çıkacak derler, ne var ki yeni sayı hiçbir zaman
çıkmaz.Olsun, birkaç sayı da yayımlansa, her şiir
dergisi şiiri zenginleştirir,aslında ümidi, heyecanı ve
parası tükenmiş olan şairleri de zenginleştirir.
Gençlikte bunu anlamak pek kolay olmasa da, zaman
geçtikçe bu zenginliğin farkına varılır.
- Genç
şairlerin dergi çıkarmaları hem şiirin ve şairliğin hem
de genç olmanın şanındandır elbet, fakat şan, şöhret
dışında da pek çok neden vardır:Bir defa, genç şairin
söyleyecek sözü vardır, üstelik o güne kadar hiç
söylenmemiş, kimsenin söylemeye cesaret edemediği
sözlerdir bunlar. Geçmiş ya da mevcut şiire mutlaka bir
itirazları vardır, itirazsız olmaz. Daha da önemlisi
yazdıkları şiirde iddiaları vardır, şiir ortamını
tersyüz edecek güç ve söyleyişte yepyeni şiirlerdir
bunlar ya da bir şiir akımını başlatacak öncü
şiirlerdir. Ne var ki mevcut ortamın ruhu bile duymaz bu
girişimi, her şair ikinci, üçüncü kitabıyla birlikte 'konformist'
bir tutum takınır ve bunlara 'Gençliğimizde biz de
uğraştık bu işlerle' dercesine, bazen sevgiyle, bazen de
müstehzi ve alaycı bir biçimde yaklaşırlar. Eğer bu bir
şair yaklaşımıysa ! Öteyandan, dergi çıkaran genç
şairler de, kitapçılardan,dağıtımcılardan eski sayıların
parasını alamamışlardır, asla da
alamayacaklardır.Böylece bir dergi çıkarma serüveni
daha, tıpkı daha öncekiler gibi (daha sonrakiler gibi de
denebilir) hayal kırıklığıyla sona erer. Elbette
aralarında Üç Çiçek, Şiir Atı gibi dönemlerinde yol
açıcı ve öncü olan dergiler de vardır ve şiir
tarihindeki yerlerini şimdiden almışlardır.
- Kaynak,
Varlık, Mavera, Yaprak, Yeni Dergi, Halkın Dostları,
Soyut, Yordam, Edebiyat, Papirüs,Diriliş, Yazı, Defter
gibi Türk edebiyatında unutulmaz yerleri olan dergileri
saygıyla selamlıyorum. Ama genç şairlerin çıkardığı, o
birkaç sayılık şiir dergilerinin heyecanı, iddiası ve
militanlığı bu dergilerin çoğunda eksiktir. O yüzden,
şiirin kalbinin bu küçük ve kısa ömürlü şiir
dergilerinde attığını söylemekte bir sakınca
görmüyorum.Hem yeni ve taze bir kandır onlar, hem de
tekdüze edebiyat ortamına canlılık katan,
hareketlendiren ve ateşli tartışma ortamları yaratan
buluşma noktalarıdır. Şimdi bilhassa Anadolu'nun çeşitli
yerlerinde yayımlanan dergilerdeki canlılığı, tazeliği
doğrusu merkezde yayımlanan dergilerde göremiyorum.
Galiba şart da değil. Ben o dergilerin her sayısını,genç
bir şair gibi hevesle bekliyorum,ara uzayınca da
kapanmış olduklarını düşünerek üzülüyorum. Biliyorum
çünkü o heves çok sürmeyecek, o dergiler de çok uzak
olmayan bir gelecekte yerlerini yenilerine bırakmak
üzere bir bir kapanacaklardır.
- Hece
dergisini de o genç dergiler gibi heyecanla bekliyorum
kaç yıldır. O beni , fazla bekletmiyor ama, tam
zamanında çıkıp geliyor. Hece, Türk dergiciliğinin son
ıo yıldaki en büyük kazancı. Hem her sayısında bir şair,
yazar ya da edebiyata dair bir meseleyi kapsamlı ve
ayrıntılı dosya konusu yapan, hem de her biri
kitaplığımda önemli başvuru kaynakları olarak duran
çeşitli özel sayılar yayımlayan böyle bir dergi, Türk
edebiyatı için gerçek bir şanstır.Türk şiirinden
eleştirisine, romanından hikayesine, Tanpınar, Diriliş,
Necip Fazıl Kısakürek özel sayılarına kadar, bırakın son
10 yılı, yıllardır rastlamadığımız özen, ciddiyet,
içerik ve boyutta, edebiyatımıza büyük katkılarda
bulundu, bulunmayı da sürdürüyor. Hece Yayınlarıyla da,
gerek inceleme türündeki kitapları, gerek edebiyatımızın
"üvey sokağı" olan deneme türündeki kitapları, Asaf
Halet Çelebi'nin yıllardır baskısı yapılmayan kitapları
ve diğer yayımladıklarıyla da sessiz sedasız bir şekilde
büyük bir birikim oluşturuyor. Öte yandan, Türk
edebiyatının her zaman yüzakı olan hikaye alanında
yayımladığı "HeceÖykü" dergisiyle de, hikayenin
gelişimine katkıda bulunuyor.Doğrusu ben de orada bir
hikaye olsun yayımlamak için sabırsızlanıyorum. Zaman
zaman şiir ve yazılarla katıldığım Hece dergisi her
zaman ilgiyle okuduğum bir dergi. Dünya görüşleri,
inançları farklı şair ve yazarları buluşturması, onlar
için de aynı yansızlıkla özel bölümler hazırlamaları,
edebiyatın tümüne sahip çıkması ve aynı duyarlılıkla
yaklaşması bakımından da takdir edilmesi gereken bir
tutum. Hece'nin, HeceÖykü'nün ve yayınlarının uzun
ömürlü olmasını diliyorum, yayımlayanları, katkıda
bulunanları kutluyorum, kitaplığımıza yepyeni özel
sayılar kazandıracakları inancıyla bu çabalara destek
olmayı da bir borç olarak görüyorum. Nice yüzüncü
sayılara.
- ALİ AYÇİL
-
- HECE, 100
AYLIK
- NEFES
AÇAN BİR KOŞU
-
- Yüzüncü
sayısına girmiş bulunan Hece dergisinin Türk
edebiyatındaki konumlanışı ve doldurduğu yer üzerine
derli toplu bir fikir sahibi olabilmek için, derginin
yayın hayatına başladığı doksanlı yılların toplumsal -
kültürel karakteri üzerinde birkaç söz söylemek elzem
görünüyor. Doksanlı yıllar, toplum bilimcilerin
gelecekte üzerinde çokça duracakları ciddi kırılmaların
yaşandığı bir on yıl oldu. Bu dönemde şiir yazmaya
başlayan ben ve kuşağımın öteki şairleri, bu
kırılmaların bir kısmını bizzat kendi bünyemizde,
zihnimizde, davranışlarımızda tecrübe ettik. Ancak
içinde boy attığımız resmin çerçevesini etraflıca tarif
edebilecek bir durumumuz olduğu söylenemez. Bu,
çerçevenin içinde bulunmak ve ancak onun
algılayabildiğimiz kısmıyla sınırlı oluşumuzla ilgili
bir durum. Yine de doksanlı yıllarda ne türden bir
toplumsal - kültürel çerçeve oluştuğuna dair belirgin
birkaç kırılmadan söz etmek mümkün.
- İçinden
geçtiğimiz son on beş yıl, tüketim ve iletişim de bir
"devrim"in yaşandığı, ve bu değişimin doğal olarak dil
üzerinden inşa edildiği bir dönem oldu. Reklam, sinema
ve televizyon sektörü görüntüde yakaladığı yeniliği yeni
bir dil iskeletine oturttu. Bu dil, günlük konuşmanın /
sözlü diyalogların dilinden çok şiirin ve hikayenin
dilini yakın bir dildi. Belirttiğim sektörlerde
edebiyatçıların iş başı yapmış olması kuşkusuz bu yeni
iletişim - tüketim dilinin oluşturulmasında
kolaylaştırıcı bir faktör oldu. Reklamların şiirsel bir
görüntü üzerinden inşa edilmesi, dizilerin hikayenin
kurgusundan ve üslubundan yararlanmaya başlaması, kırma
bir dil kategorisi peyda etti. Böylelikle üç farklı dil
alanı belirginlik kazandı son on beş yılda: Edebiyatın
dil alanı, toplumun dil alanı ve iletişim - tüketimin
dil alanı. Sonuncusunu, her ikisinin imkanlarını da
kötüye kullanıp iğfal eden ve her ikisini de etkisi
altına alabilen devasa bir güce ulaştı. Bu durumun
edebiyat dergilerinin önemini daha bir artırdığını ve bu
dergilerin işlevlerini zora soktuğunu söylemek doğru bir
tespit olur. Önceleri günlük sözlü anlatımı öteleyerek
bir metin ortaya koymak icap ederken, şimdi dili kötüye
kullanan yeni "görüntülü - sözlü kültür"ün de incelikli
bir şekilde edebiyattan, edebi olandan ayrıştırılması
kaçınılmaz bir hal aldı. Doğal olarak, belirttiğim
dönemde yayın yapan dergiler, yola yeni çıkan genç
sanatçıların zihnini sadece artık gelenekselleşen
arabesk söylemden değil, reklamın ve iletişimin uçucu
şiirsel dilinden de uzak tutmak gibi bir sorumlulukla
harekete mecbur kaldılar.
- Yukarıda
belirttiğim ayrıştırmayı kaç dergi başarabildi? Bu
elbette tartışılabilecek bir durumdur. Ancak artık
yüzüncü sayısına giren "Hece"nin görevini yüzünün akıyla
yerine getirdiğin söyleyebiliriz. Dergileri "kuşak
dergileri" ve "mektebi dergiler" şeklinde kabataslak bir
tasnife tabi tutacak olursak, Hece dergisinin daha
başından beri mektebî bir dergi olma gailesi güttüğünü,
yürüyüşünü bu çerçevede sürdürdüğünü görüyoruz. Bu
yanıyla, taraflarını da küçük düşüren dönemsel
tartışmaların dışında durarak, sanatın evini
dedikodulardan, sanat dışı kayırıcılıklardan vb.
menfiliklerden korumuş oldu. Kuşkusuz, bunda dergiyi
çıkaranların Türk edebiyatına bakışları, aldıkları
edebiyat terbiyesi birinci derece de belirleyici
olmuştur. Usta birer kalem olmalarına rağmen, dergi
editöryasının kendilerini geri planda tutma çabalarına
gıpta ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim.
- Kimi
sayılarına şu yada bu şekilde katkıda bulunduğum Hece
dergisini, ilk çıktığında nasıl karşıladığımı tam olarak
hatırlamıyorum. Birkaç yıldır şiir yayınlayan bir
şairdim ve doğal olarak edebiyat ortamında tutunmaya
çalışıyordum. Ancak birkaç ay önce evime aldığım yeni
raflara dergileri yerleştirirken, üçüncü sayısından
itibaren bazen aralıklarla bazen peş peşe sayılarıyla
Hece dergisini takip ettiğimi görünce şaşırmadım değil.
"Bir şairin bir edebiyat dergisini takip etmesinden daha
tabii ne var?" diyeceğinizi biliyorum. Ancak o yıllar
benim taşra/kasaba yıllarımdı ve şiirimin yayınlandığı
dergiye bile güçlükle ulaşabiliyordum. Hüseyin Su ile
tanışmam da, onunla kalbî bir ünsiyet kurmam da derginin
bu günkü yolunun yarısına vardığı bir zamana denk geldi.
Beyazıt Kütüphanesi'nin ikinci katında, penceresi
meydana bakan bir odada tanıştık, diyaloglar hâlâ
aklımda.
- Ben Hece
dergisini, yolculuğuna tutuk ya da temkinli başlamış,
ancak mesafe kat ettikçe ciğerleri genişlemiş ve önüne
daha uzun mesafeler koyabilecek bir imkana kavuşmuş bir
dergi olarak düşünüyorum. Zamanla edebiyatın birbirinden
uzaklaşan farklı kesimlerini bir araya getiren,
yayınladığı şiirlerde gittikçe daha bir rafine hale
gelen, mektebinden yetişen sanatçıların ilk kitaplarını
çıkaran "gerçek bir edebiyat evi"ne dönüştü. Son on
yılın edebiyat faaliyetleri göz önüne alınırsa, derginin
belli dönemlerde yayınladığı özel sayılarla edebiyatın
birikimlerini koruyup kollamakta fazlasıyla titiz
davrandığı söylenebilir. Yazmaya yeni başlayan genç
sanatçıların, öğretmenlerin, akademisyenlerin
kütüphanelerinden eksik etmeyecekleri özel sayılardı
bunlar. Bütün bu çabalar Türk edebiyatının basın - yayım
merkezi olan İstanbul'a yeni bir ortak kazandırdı:
Ankara. Ne yalan söyleyeyim, ben Hece dergisinin
nefesinin henüz açıldığını ve daha büyük adımlarla
koşabilecek bir nefes ekonomisine ulaştığını
düşünüyorum. Bu son cümleme kızacaklardır belki, ama
demeden edemeyeceğim: Keşke burada, İstanbul? da
olsalardı.
-
- MUHSİN
METE
-
-
EDEBİYATIMIZDA DERGİLER VE HECE
-
-
Ansiklopedik malûmata göre, dünyada bilinen en eski
dergi Hamburg'da 1663-68 yılları arasında yayımlanmış.
İsminin Türkçesi Örnek Aylık Düşünceler. İlk gazete ise,
daha erken bir tarihte, 1605'te Belçika'nın liman şehri
Anvers'te çıkartılmış.
- İlmî
düşüncenin gelişmesinde 1600'den 1800'e kadar olan
dönem, 'çağdaş dönem' öncesindeki 'son çağ' olarak kabul
edilmektedir. Bu zaman dilimi 'modern çağ'ın başlangıcı
olarak da kabul edilir. İlimde yeni keşifler, kavramlar,
akılcılık ve deney bir yöntem olarak ön plana çıkar.
Buna bağlı olarak sağlanan gelişmelerin tartışılması ve
yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu da 17. yüzyılda
daha çok dergilerle olur. Ve bu dergiler genellikle ilim
ve fen alanındadır.
-
Almanya'da çıkan ilk dergiden 200 yıla yakın bir süre
sonra, ülkemizde yayınlanan ilk dergi de bir tıp dergisi
olmuştur: Vakâyî-i Tıbbîye (1849-51). İlim ve fen
konularında önde gelen isimlerden Münif Paşa da, batı
dillerinden makaleler tercüme etmiş, Cemiyet-i İlmiye-i
Osmaniye'nin yayın organı olarak 1862'de Mecmua-i
Fünun'u neşretmişti.
-
Türkiye'de gazete ve derginin yaygınlaşması, Tanzimat
Fermanı'nın ilânından yirmi yıl sonra başlayan 'tanzimat
edebiyatı' döneminde başlar. İlk Türk gazetesi olarak
kabul edilen Agâh Efendi'nin Tercüman-ı Ahval'i (1860)
bu dönemin başlangıcı olur. Türk edebiyatının batı
medeniyeti etkisi altında gelişen bu ilk dönemi,
Edebiyat-ı Cedide akımının başladığı 1896 yılına kadar
sürer. Bu yenilik edebiyatını (1896-1901) haftalık
Servet-i Fünun dergisi temsil eder. Bundan ötürü
Edebiyat-ı Cedide akımının bir ismi de Servetifünun
Edebiyatı'dır.
- Meydan
Larousse Ansiklopedisi'nde 'tanzimat edebiyatı'na
ilişkin şu görüşlere yer verilir:
- "Tanzimat
edebiyatı geniş ölçüde siyasî ve sosyal reformları
savundu; eski fikir ve müesseselerin tenkidine girişti.
Birdenbire gelişen matbaa, gazetecilik, tiyatro ve
edebiyat sayesinde oldukça kuvvetli bir kamuoyu meydana
geldi.
- Tanzimat
her alanda bir 'dışa dönüş hareketi'dir (÷). Bir kültür
ve medeniyet değişmesi ihtiyacından doğan Tanzimat
devri, kendine has siyasî, sosyal ve kültürel reformları
yaratan yeni bir insan tipi meydana getirdi."
- 'Tanzimat
edebiyatı' ile fikriyatımızda, dünya görüşümüzde
başgösteren değişim, 150 yıldan bu yana dergiciliğimizin
hâkim yönelişi haline gelmiştir. Batılılaşma
serüvenimizin lokomotifi uzun yıllar gazete ve dergiler
olmuş, bunlara 20. yüzyılda diğer kitle iletişim
araçları eklenmiştir. Elbette bu ana eğilime uymayan,
sapma sayılabilecek dergilerimiz her zaman olmuştur.
- (÷) Bu
durum divan edebiyatı ile bu edebiyat arasındaki
farklılıklardan birini teşkil eder. Edebiyattaki Osmanlı
konusunda kendisiyle yapılan konuşmada Prof. M. Orhan
Okay bu konuda şunları söyler:
- "Divan
şiirinde hedef hayat değildir, daha yerinde bir ifadeyle
toplum hayatı değildir. Divan şairi tam ve gerçek
sanatkârın felsefesiyle hareket eder. Kendi iç dünyasını
yansıtmaktan başka bir hedef peşinde değildir." (Çerçeve
dergisi, Sayı:25, Ocak 2000, s.152)
-
Batılılaşma çizgimizle tam örtüşmeyen, islâmî veya
muhafazakâr düşünce ve sanata bağlı dergilerimizin izini
sürerek Hece dergisine yolumuzu bağlayabiliriz. Bu
anlamda ilk dergimiz, II. Meşrutiyet'le gelen bir yığın
dergi arasından seçebileceğimiz, sonradan Sebilürreşâd
adını alan Sırât-ı Müstakîm'dir (1908). Eşref Edip
(Fergan) in sahipliğinde çıkan bu dergiye damgasını
vuran Mehmed Âkif olmuştur.
-
Cumhuriyet döneminden sonra bu anlayışın yeniden su
yüzüne çıkması Necip Fazıl Kısakürek'in çıkardığı Ağaç
dergisi (1935-36) ile olur. Ağaç, sanat ve edebiyat yönü
ağır basan bir dergiydi.
- Ağaç'ın
yayımına son verdiği yıl, Peyami Safa'nın Kültür Haftası
neşredilir. Dergi mistik eğilimler taşısa da,
yayıncısının bilinen kimliğini yansıtır. Peyami Safa'nın
Türk Düşüncesi (1953-60) dergisi de aynı çizgide
olmuştur.
- Nurettin
Topçu'nun, 1939-43, 1947-49 ve 1957 yıllarında İzmir'de,
1966 yılından itibaren de İstanbul'da çıkardığı Hareket
dergisi, kendine özgü bir islâm düşüncesi ve Anadolu
gerçekçiliğinin temsilcisi oldu.
- İzini
sürdüğümüz çizginin esas modeli Necip Fazıl'ın 1943
yılında çıkarmaya başladığı Büyük Doğu'dur. Sanat ve
edebiyat dergisi olmaktan çok, islâm dâvasını benzeri
olmayan bir yüreklilik ve incelikle sahiplenmesiyle
anılacak bir dergi olmuştur.
- 1960'ta
yayımlanmaya başlayan Sezai Karakoç'un Diriliş dergisi
de islâmî düşünce ve sanatın köşetaşlarından oldu. Büyük
Doğu'nun açtığı yolda, daha ileri bir merhaleyi temsil
etti. İslâm düşüncesini gündelik kavganın üzerine
çıkardı.
- Bu
çizginin ana dergilerinden biri de Nuri Pakdil'in
Edebiyat'ı (1969-84) dır. Edebiyat, islâm düşüncesini
farklı bir dil ve söylemle sundu. Bu yüzden islâmî
hassasiyet taşıyanlar arasında bile bu dergiyi
sahiplenenler ve karşı çıkanlar oldu. Hece'yi çıkaran
çekirdek kadro bu dergide ilk ürünlerini verdi.
- 1970
yılına kadar çıkan bu dergiler, daha sonraki tarihlerde
çıkan ve bu düşünceyi paylaşan dergilere âdeta bir
çerçeve tayin ettiler. Sonraki dergiler bazı biçim ve
muhteva farklılıklarına sahip olsalar da, genel
hatlarıyla aynı nitelikte oldular. Kalite farklılıkları
daha ziyade yazar kadrolarından doğdu.
- Büyük
Doğu, Diriliş ve Edebiyat dergilerinde yazmış bir
çekirdek kadro 1976 yılında Mavera dergisini çıkardı.
Mavera, kitap yayınları ve özel sayıları ile nitelikli
ve uzun süreli bir dergi oldu.
- Edebiyat
ve Mavera'dan doğan bir dergi de Yaşar Kaplan
yönetimindeki Aylık Dergi (1978) dir. Kitap yayınları ve
Bu Meydan, Hüner gibi başka dergilere fidelik etmesiyle
de Aylık Dergi kayda değer oldu.
- Ebubekir
Eroğlu yönetimindeki Yönelişler (1981) genç yeteneklerin
toplandığı kaliteli ve tutarlı bir dergi hüviyetindeydi.
- 1987
doğumlu ve halen yayımını sürdüren Yedi İklim de kitap
yayınları ve özel sayıları ile ön plana çıktı. Daha çok
hikâye yayımladı ve bu alanda edebiyatımıza yeni isimler
kazandırdı.
- Bu
dergilerin yanısıra belli bir kaliteyi tutturmuş, fakat
yeterince uzun ömürlü olamamış Yusuf Ziya Cömert
yönetimindeki Kayıtlar (1990) ve Ali K. Metin
yönetimindeki Edebiyat Ortamı (1997) ile yalnız üç sayı
çıkabilmiş Necdet Çavuş'un Bürdesi anılmaya değer
dergilerdi.
- Ayrıca,
Eskişehir'de çıkan Deneme (1971-72), Ankara'da Ali Kemal
Nacaroğlu yönetiminde yayımlanan Çağa Kıyam (1977) ve
Konya'da Murat Kapkıner'in çıkardığı Kelime (1986)
dergileri sözünü ettiğimiz diğer dergilerin gerisinde
kaldılar. Kıt imkânlarla çıkarılan, yazar kadrosu ve
estetik yönü zayıf dergiler olmaktan kurtulamadılar.
- *
* *
- Ocak
1997'de yayın hayatına başlayan aylık edebiyat dergisi
Hece 100. sayısını çıkarmakla; öncelikle istikrarlı,
uzun süreli, kalıcı bir dergi olduğunu kanıtlamış oldu.
100 sayının üzerine çıkan edebiyat, kültür ve sanat
dergilerinin sayısı herhalde 100'den fazla değildir.
Üstelik dergi, başlangıçta ayın onbeşinde, daha sonra
ayın birinde muntazaman basılmış oldu. Nuri Pakdil'in
Edebiyat dergisinin kazandırdığı hassasiyet titizlikle
sürdürüldü. Hacimli özel sayılar bile günü gününe
çıkarıldı. Bunda Edebiyat'ın mensuplarından Necip
Evlice'nin matbaa hizmetlerini yerine getiriyor
olmasının da katkısı olsa gerek.
- Hece
biçim yönünden de göz dolduran bir dergi oldu.
Başlangıçta Uyum Ajans'ın tasarımı ile çıkarken, daha
sonra Sarakusta ajansınca daha kaliteli olarak yayın
hazırlığı gerçekleştirildi. Derginin kapak tasarımı
sürekli yenilendi ve giderek estetik kalitesi arttı.
Sayfa düzeni, yazı ve şiirlerin sunuluşu özenle
gerçekleştirildi. Genellikle kaliteli kâğıt kullanıldı.
Biçim yönünden aksaklık, zaman zaman önüne geçilemeyen
tashihler oldu.
- Hece,
görünümü güzel, içi boş bir dergi olmadı. Yalnız zarfı
ile değil, mazrufu ile de birinci sınıf dergiler arasına
girme başarısını gösterdi. 2001 yılında Türkiye Yazarlar
Birliği'nce 'yılın dergisi' seçildi.
-
Değerlendirmede sözünü ettiğim dergilerimiz hep 'üstad'
elinde değer kazanmışlardır. Sırât-ı Müstakîm / Mehmet
Âkif, Ağaç ve Büyük Doğu / Necip Fazıl, Kültür Haftası
ve Türk Düşüncesi / Peyami Safa, Hareket / Nurettin
Topçu, Diriliş / Sezai Karakoç, Edebiyat / Nuri Pakdil
ve diğerleri. Mavera dergisi bu geleneği kırarak bir
kadro dergisi hüviyetinde oldu. Bu dergide de Rasim
Özdenören ve Cahit Zarifoğlu ağırlıklı isimler oldular.
- Her ne
kadar yayın yönetmeni ve yazar olarak İbrahim Çelik /
Hüseyin Su'nun derginin başarısında rolü büyük olsa da
ve yine edebiyat dergisinde beraber olmuş; Hüseyin Su,
Ali Göçer, İbrahim Demirci, Turan Koç, Cahit Yeşilyurt,
Ali Ulvi Temel, Ali Karaçalı, Mevlüt Ceylan, Rahmi Kaya,
Âtıf Bedir ve Kâmil Aydoğan, özellikle ilk sayılarda yer
almışsa da, Hece ne bir 'üstad' ağırlıklı dergi, ne de
kadro dergisi olarak nitelenebilir. Buna rağmen başarı
sağlanması, ayrıca üzerinde durulmağa değer bir
hususiyettir.
- Hece,
eski dostların bir araya gelmesiyle vücut bulmuş, fakat
bu hazır birikimin üzerine oturmamış, pek çok yeni ismin
katılımıyla sürekli kan tazelemiştir. Bu yönüyle dinamik
bir dergi olmuştur.
- Hece'nin
yayın içeriğini tahlil ettiğimizde, önceki dergilerden
bir takım unsurların da yer aldığı bir terkiple
karşılaşırız. Bu terkip başarılı bir şekilde uygulanmış,
kendine özgü bir kompozisyona kavuşturulmuştur. Bu
yönüyle hiçbir derginin taklidi olduğu söylenemez.
- Şiir,
öykü, deneme, eleştiri ürünleri, Kum Saati ve Kitaplık
bölümleri, enine-boyuna bazı konuların ele alındığı
dosyaları, çevirileri, söyleşileri, her dergi için
düşünülebilecek, büyük bir orijinalite sayılmayacak bir
içerik boyutu olarak görülebilir. Fakat, aynı yemek
malzemesi ile nefis yemekler yapma her aşçının kârı
değildir. Hece'nin terkibindeki başarı, bilinen
çerçevenin içinin başarılı bir şekilde doldurulması ile
sağlanmaktadır. Dergide yayımlanan ürünlerde büyük
ölçüde nitelikli olma ölçütü uygulanmaktadır. Özellikle
öyküde Hece'nin daha dikkat çekici olduğu söylenebilir.
- Dergiye
Hasan Aycın'ın çizgileri ayrı bir renk katmakta, sanat
penceresi açmaktadır.
- Hece'yi
benzeri dergilerin üzerine çıkaran bilhassa özel
sayıları oldu. Yılda bir olarak başlayıp, ikiye çıkan,
geniş katılımlı, iyi planlanmış, alanında kaynak eser
olarak her zaman başvurulacak nitelikteki bu özel
sayılar Hece'nin önemi ve değerini daha da arttırmıştır.
Bir kurum dergisi olarak Türk Dili'nin özel sayıları
dışta tutulursa, özel dergiler arasında Hece özel
sayılarıyla sanırım şimdiden başı çekmektedir.
- Hece'nin
anmadan geçemeyeceğimiz bir yönü de kitap
yayıncılığıdır. Kendi yazarlarının eserlerini
yayımlayarak başlayan ve zamanla telif, tercüme pek çok
değerli eseri edebiyatımıza kazandıran bu çapta yayın
faaliyeti pek az dergiye nasip olmuştur. Bu işte ticarî
ölçütler öne çıkarılmamış, basılmaya değer çalışmalara
kucak açılmıştır.
- Hece'nin
şaşırtıcı bir başarısı da ikinci dergi Hece Öykü oldu
(Şubat-Mart 2004). Dergiler öteden beri bir yan ürün
niteliğindeki ikinci, hatta üçüncü dergiler
çıkarageldiler. Fakat, Hece Öykü öylesi bir ikinci
değil, asıl ürün niteliğinde oldu. Hece'nin öyküdeki
iddiası âdeta dergiye sığmayarak yeni bir bünyede
ispat-ı vücut etti. İki aylık Hece Öykü tür
dergiciliğinde daha ilk sayısıyla seçkin bir yer edindi.
- Öykü
türünde yayımlanmakta olan dergilerin en kalitelisi
olduğu kanaatindeyim.
- Hece Öykü
güzel, tek tip kapakla çıkıyor. Hece dergisinde olduğu
gibi, farklı görüşten olup, kaliteli edebiyat ortak
paydasında buluşan öykücülere, daha ziyade genç
yeteneklere yer veren bir dergi. Özellikle öykü ve
öykücülüğümüz üzerine hazırlanan dosyalar ile öykücüler
ve öykü kitapları sözlüğü her zaman başvurulacak bir
kaynak niteliğinde. Genç öykücülerle Rasim Özdenören ve
Mustafa Kutlu öykülerini bir arada yayımlamak Hece
Öykü'nün artılarından olsa gerek.
- Hece'nin
yanısıra Öykü'de de Hasan Aycın'ın çizgileriyle
karşılaşmak göz doldurucu, gönül okşayıcı bir incelik.
- Hece'nin
çıkışında gerçekleştirilmesi planlananlar arasında Hece
Kültür Evi ve Kitabevinden söz edilmişti. Aksayan bunlar
oldu.
- Bütün bu
olumlu işlere dergiler ve yayınevinin sahibi olarak Ö.
Faruk Ergezen'in sunduğu imkânlar önayak oldu. Ergezen'i
kültür ve sanata verdiği destekten ötürü kutluyorum.
-
-
- MEHMET H.
DOĞAN
-
- HECE 100.
YAŞINDA
-
- HECE
Dergisi 100. sayıya ulaşmış, ne güzel!
- Yazın
-özellikle de şiir-dergilerinin bir yanıp bir sönen ateş
böcekleri gibi görünüp kaybolduğu günümüzde, onuncu
yılını aşmış yazın dergisi sayısının üçü beşi geçmediği
bir ortamda bir yazın dergisinin dokuzuncu yılını
tamamlamış olması elbette sevindirici bir olay.
Kurumlaşmak, kök salmayı, bu demek oturduğu toprağa daha
sağlam yerleşmiş olmayı gösterir çünkü.
- Yazınsal
akımların, zaman içinde beliren yeni şiir uçlarının ana
kaynağı olan dergiler, bir yandan yazınsal ortamı
beslerken bir yandan da yazın tarihine gereçler
hazırlar. Türk yazın tarihini geriye doğru izlerken
akımlara, değişmelere, atılımlara yataklık etmiş
dergileri buluruz hep: Genç Kalemler, Türk Yurdu, Yeni
Mecmua, Servet-i Fünun, Dergâh, Resimli Ay, Fikirler,
Ağaç, Büyük Doğu, İnsan, Ülkü, Yücel, Varlık, Yeditepe,
Yeni Ufuklar, Seçilmiş Hikâyeler, Dost, Kaynak, Pazar
Postası ve daha yakın zamanlardan Türk Dili, Yeni Dergi,
Papirüs, Gösteri ve Adam Sanat, Edebiyat...gibi
dergiler, sanat ve yazın tarihimizi yapan ana
kaynaklardır.
- 80-90
yıllık geçmişi kapsayan bu dergiler toplamında,
çoğunluğu laik kesim oluşturuyor gibi görünmesine
karşın, 1940'lara kadar dergi yazar ve şairleri arasında
öyle büyük bir ayrılma yoktur. Sağ ve sol, laik ve
islamcı bir şair ve yazar kadrosu aynı dergide yan yana
görülür.
-
Kırklardan yetmişlere kadar süren bir dönem içindeyse
bunun tam tersi bir kamplaşma görülür. Bir yandan
bakıldığında öbür yanın şiiri, öyküsü yokmuş gibidir.
Birbirini yok sayma, görmeme çabası egemendir bu süre
içinde.
- Bu yanlış
gidişe dur diyen, kırmaya çalışan ilk girişim, Nuri
Pakdil'in 1968'den 1984'e kadar süren EDEBİYAT
girişimidir. Edebiyat dergisi, bu kamplaşmayı yalnızca
dil, yazar, şair ve yapıt bağlamında değil, okur
cephesinde de kırmaya, ortadan kaldırmaya çalışır.
Denilebilir ki, çağdaş kimliğiyle, yazınsal dayanışma
fikriyle, çağcıl düşünceleriyle laik kesimin içinde
dolaşıma giren ilk yazın dergisidir Edebiyat. Şiir ve
öykü temelinde iki ucun yapıtlarının birbirine bu denli
yaklaşması, yakınlaşması daha sağlıklı bir yazın
ortamının oluşmasına yol açmış,.laik ve İslamcı kesim
yazınının barış içinde birlikte yaşayabilme olanağını,
olasılığını somut bir biçimde göstermiştir.
- 1980
sonrası yazın ve daha çok şiir ortamında bu yakınlaşma
daha da ilerler.
- HECE
dergisi, Pakdil'in Edebiyat dergisinden sonra bu yolda
atılmış adımların ilki ve en güçlüsüdür. Her ay bir
öncekinden, yazar ve yapıt bağlamında daha olgun
sayılarıyla, Özel Sayıları ve Dosyalarıyla, Heceöykü
Dergisi ve Hece Yayınları'yla okunur ve aranır bir
kimliğe dönüşmüştür. Yazınımızın hiçbir dalını, hiçbir
kesimini, hiçbir adını dışarda bırakmamaya çalışan -Türk
Öykücülüğü, Türk Şiiri, Türk Romanı, Eleştiri, Ahmet
Hamdi Tanpınar, Diriliş, Nuri Pakdil, Hayat Edebiyat
Siyaset, Necip Fazıl Kısakürek- Özel Sayıları,
vazgeçilmez başvuru kaynakları olarak, daha şimdiden
kitaplıkların raflarında özel yerlerini almıştır.
- Bu
başarıda en büyük payı olan özverili ve 'takipçi'
çalışmalarından dolayı Sayın Hüseyin Su'yu içten
kutluyor, HECE dergisine daha nice 100. sayılar
diliyorum.
-
- ALİ ÇOLAK
-
- 100 SAYI
NE Kİ, 100. YAŞINI DA GÖRSÜN HECE...
-
- Dergiler,
edebiyat dergileri üzerine yazılmaya başlanan hemen her
yazının ucu, mutlaka varır bir yerinden hüzne yaslanır.
Çünkü dergi tarihimiz, neresinden baksanız, bir yitik
umutlar tarihi gibidir. Başlangıcından beri edebiyatın
boy atıp geliştiği zemin dergilerdir. Yalnız edebi
türlerin ve akımların değil, düşünce akımlarının yöneliş
ve renklerinin de izini sürdüğümüzde, yolumuz mutlaka
edebiyat dergilerine de uğrar. Servet-i Fünun'dan Genç
Kalemler'e, Dergah'tan Resimli Ay'a, Hayat Mecmuası'ndan
Yaprak'a, Kültür Haftası'ndan Varlık'a, Ağaç'tan
Hisar'a, Büyük Doğu'dan Yücel'e, Mavi'den Diriliş'e,
Papirüs'ten Türk Edebiyatı'na kadar yüz yıllık bir zaman
aralığında çıkan hemen her derginin arka planında bir
edebiyat ve estetik anlayışıyla birlikte onu besleyen
bir düşünce ve dünya görüşünün de nefes aldığını
görürüz. Çoğu, bir kişi ya da aynı edebiyat anlayışını
güden topluluklar tarafından çıkarılan bu dergilerin ve
bunlar gibi yüzlercesinin ömrü, ne yazık ki pek de uzun
ömürlü olamamıştır. Bugün, mesela 100 yaşına ulaşabilmiş
bir edebiyat dergisine sahip değiliz. En uzun ömürlü
edebiyat dergimiz, 70'ini deviren Varlık'tır. Buna
rağmen, adı bugün şair, öykücü, denemeci, eleştirmen
diye anılan yazarlarımızın hemen tamamına yakını, artık
çoğu unutulup gitmiş edebiyat dergilerinde yazı hayatına
atılmış, oralardan gelmiştir. Edebiyat dergileri,
edebiyatın lokomotifleridir ve edebiyat hafızamızı hemen
bütünüyle onlara borçluyuz. Uçsuz bucaksız bir edebiyat
kabristanında uyumakta olan dergilere...
-
(........yılında) İstanbul'da Yapı Kredi Kültür
Merkezi'nde açılan "101 Dergi / Dünden Bugüne
Türkiye'nin Dergileri" sergisi, edebiyatımızın dergi
hafızasını görmek ve belki de ibret almak bakımından
hayli ilginç bir tecrübeydi. Kimi sadece bir sayı çıkıp
kapanmış, kimi (Nedret Gürcan'ın Dinar'da çıkardığı
'Şairler Yaprağı gibi) Anadolu'nun mutena bir köşesinde
çıkıp oradan 'merkez'e sesini duyurabilmiş, kimi bir
ekol oluşturup edebiyatımızın gidişine yön vermiş ve
sonra o büyük kabristandaki yerini almış 300 civarında
dergi sergileniyordu burada. Bu sergiyle ilgili yazdığım
yazıda, "100 Yaşında Bir Dergimiz Neden Yok?" sorusunu
sorup kendimce cevaplar aramıştım. Bu sorunun ucu hâlâ
açıktır ve çok daha derinlikle cevaplar aramaktadır.
Şüphesiz her derginin çıkışı ne kadar umut doluysa
kapanışı da o denli hüzün vericidir. Belki geriye dönüp,
kapanmış her derginin serüveni araştırılarak çok
kapsamlı sosyolojik sonuçlar ortaya konulabilir.
Sivas'ta çıkan 'Sühan' dergisi, Mart 2005 sayısında
'yitik dergiler' dosyası hazırlamış ve tanıklarının
kaleminden, çoğu taşra kökenli yakın dönem dergilerinin
çıkış ve kapanış öykülerini yayınlamıştı. Hem yukarıda
sözünü ettiğim sergiden hem de Sühan'da yer alan
yazılardan çıkarılabilecek sonuç, Türkiye'de edebiyat
dergilerinin genellikle ve çoğu zaman 'bir sevda' eseri
olarak ortaya çıktıkları ve 'kör olası zalım felek'
müsaade etmediği için de bu sevdanın dağları aşmaya
yetmediği gerçeğidir. Özetin özeti şudur ki, hiçbir
sevda, bütün ateşine ve iyi niyetine rağmen kendi başına
bir dergiyi uzun yıllar taşıyamaz...
- Bugün
ayakta kalabilen, en azından bir 10 yılı kazasız belasız
devirebilen dergileri ele alacak olursak, hemen hepsinin
bir yayınevi ya da vakıf himayesinde çıktığını, çıkmakta
olduğunu görürüz. Varlık, Yaşar Nabi'nin mirası olan
Varlık Yayınları'nın, Türk Edebiyatı, Ahmet Kabaklı'nın
eseri olan Türk Edebiyatı Vakfı'nın, Kitaplık Yapı Kredi
Yayınları'nın, Dergah, Dergah yayınları'nın, Hece de
Hece Yayınları'nın (Her ne kadar önce dergi çıkmış ve
yayınevine kaynaklık etmiş olsa da) çatısı altında
varlığını sürdürüyor. Bunu söylerken amatörce ve binbir
güçlükle de olsa bağımsız olarak varlığını sürdüren
edebiyat dergilerinin hakkını da teslim etmeden
geçemeyiz. Onlar, edebiyatımızın zenginliğidir ve en
vahşi, en bereketli, en cesur ürünler buralarda çiçek
açmaktadır. Ömürleri uzun olmasa bile onlar, üzerlerine
düşen vazifeyi ifa etmekte, kuşlarını uçurduktan sonra
tarihteki asil yerini alarak aramızdan ayrılmaktadır.
Buradan çıkaracağımız sonuç şudur ki, her dergi edebiyat
dünyamız adına bir zenginliktir ve her birinin edebiyat
hafızamıza az ya da çok bıraktığı lezzetler, ürünler ve
isimler vardır. Uzun ömürlü olmanın, nesiller boyu
sürekliliğin yolu ise kurumsallaşmadan geçmektedir.
Kişiler etrafında doğup büyüyen ve onların isimleriyle
sınırlı kalan dergiler, özgün çığırlar açsalar, edebiyat
dünyamıza değerli ürünler ve isimler kazandırsalar bile
zamana karşı direnme şansına sahip olamazlar.
- Bir
edebiyat dergisinin yoluna uzun süre devam edebilmesinin
şartlarından biri de sanırım, çekirdek kadroyu sürekli
aşılayıp gençleştirebilme yeteneğidir. İsimler üzerinde
durmak sınırlayıcı olacağı için genel hükümlerden gitmek
daha doğrudur. Kurucu kadronun zaman içinde bir okula
dönüştüremediği; yeni imzalara, hatta yeni fikir ve
açılımlara fırsat vermediği dergiler, bu kadronun yavaş
yavaş elini yazıdan çekmeye başlaması ya da edebiyattaki
yeniliklere ayak uyduramamasıyla (bazen dergi çıkmaya
devam etse bile) 'hayatiyetini' kaybeder ve ömrünü
tamamlamış olur. Kendisine uzun bir ömür biçen ve
edebiyatta kalıcı olmak gibi bir misyonu olan dergiler,
mutlaka kendisini dönüştürecek yeni imzalara açık olmalı
ve asıl kadroyu sürekli 'aşılayarak' yoluna devam
etmelidir.
- Bu uzun
girişten sonra sözü 'HECE'ye getirecek olursak, onun,
çıktığı günden bu yana bir edebiyat dergisinin
düşebileceği handikaplara düşmediğini, bu sayede de
yoluna sağlıklı bir biçimde hem de sürekli büyüyerek ve
umut çoğaltarak devam ettiğini söyleyebiliriz. Hece, bir
kere İstanbul dışında da bir derginin çıkıp merkeze
oturabileceğini; kabul görebileceğini, uzun ömürlü
olabileceğini gösterdi. Dar bir kadro dergisi olmadı ve
en önemlisi, kaynaklık ettiği yayınevi ile kendisine
sağlam bir dayanak da bulmuş oldu. Hece'nin etrafında
bugün artık gıptayla takip edilecek entelektüel bir
edebiyat birikimi oluştu. Bu birikim ve ondan doğan
enerjiyle dergi, bugüne kadar çok önemli dosyalarla
birlikte, 'Türk Romanı', 'Türk Şiiri', 'Diriliş',
'Tanpınar', 'Eleştiri', 'Necip Fazıl', 'Edebiyat Hayat
Siyaset' gibi hakikaten değerli ve kalıcı özel sayılar
yayınladı. Bu, Hece'nin yaşındaki bir edebiyat dergisi
için oldukça başarılı bir performans sayılmalıdır. Bütün
bunlarla birlikte, yine bu enerji ya da sinerjinin eseri
olarak ortaya çıkan kardeş dergi Hece Öykü de şüphesiz
takdire şayan bir başarıdır kanaatindeyim.
- Bütün bu
söylediklerim, evet, büyük başarılardır ve önemlidir;
ama bence HECE'nin asıl alâmet-i fârikası değildir. Ya
da şöyle diyelim; sadece bu özellikleriyle yetinirsek,
HECE'yi bütünüyle anlatmış olmayız. HECE'nin Türk
edebiyatında asıl başardığı şey, yarım asırlık bir ayıbı
temizleme yolunda önemli mesafeler almış; edebiyat
dünyasındaki ideolojik duvarı yıkmış olmasıdır. Türk
edebiyatında ve tabii ki dergilerde var olan ideolojik
duvar, farklı dünya görüşlerindeki insanların bir araya
gelmesini, yalnız edebiyat mülahazasıyla birlikte ürün
vermesini hep engellemiştir ve bu yüzden aynı dilin
içinde üretilen ürünler, toplumun yalnız bir kesiminde
dolaşımda olmuş, bu dünya görüşünü benimsemeyenlere
ulaşamamıştır. Bu tutumun yol açtığı fakirlik, uzun
yıllar, çok değerli imzaların yok sayılmasına, genel
edebiyat ortamı içinde hak ettiği yeri bulamamasına
neden olmuştur. Bu yüzden de çok sayıda iyi dergi, bir
yönüyle hep 'eksik' kalmış; Türk edebiyatının gerçek
rengini bütünüyle ortaya koyamamıştır. HECE, bu duvarı
büyük ölçüde yıkarak, (tabii ki kendi değerler bütününü
koruyarak) aslolanın edebi ürün olduğunu, farklı dünya
görüşlerinin olsa olsa bir zenginlik olacağını cesaretle
seslendirmiş ve sayfalarına yansıyan imza çeşitliliğiyle
de bunu hayata geçirebilmiştir. Bu anlayışın
genişleyerek devam etmesi, gelecek yıllarda edebiyat
dünyasındaki anlamsız tekyönlülüğün yıkılması için
önemli bir referans olacaktır. 'Karşı taraf'ta hâlâ
kapalı devre ve 'teksesli' yayın yapan -sadece böyle
yapsa iyi- edebiyatı küfür ve hakarete alet edenler,
HECE ve benzeri dergilerin tutumundan ibret alır mı
bilinmez; bilenen şu: Bir tek Türkçe var ve bu dilde
üretilen ürünleri dünyaya açacaksak, artık daha geniş ve
daha büyük düşünmeliyiz. HECE'yi 100 sayı ile bu yolda
kat ettiği başarılardan dolayı kutluyor ve gelecek
nesillerin, derginin 100. yılını da görmesini
diliyorum...
-
-
- MUSTAFA
ŞERİF ONARAN
-
- EDEBİYAT
DERGİCİLİĞİNDE HECE'NİN YERİ
-
- Bir
edebiyat dergisi neden çıkar?
- Bir
edebiyat dergisini yayımlamayı göze alan, böyle bir
dergide yönetim sorumluluğu üstlenen kişilerin
kendilerine göre düşünceleri olmalıdır. Edebiyatın
yanlış yönlendirilmesi, gerçek değerlerin göz ardı
edilmesi, dayanışma anlayışı içinde hakkı olmayan
kişilerin öne çıkarılması gibi sorunlara tepki
gösterilebilir. Bir akım oluşturma çabası söz konusudur.
Dergi, o akımın öncülüğünü yapacaktır.
- Tevfik
Fikret?in yönetimindeki Serveti Fünun, Fecr-i Ati?nin
öncülüğünü yaptı.
- Çağdaş
edebiyatımızda 70 yılı aşkın etkinliğini koruyan
VARLIK'ın bir okul olma özelliği gösterir. Kuşkusuz
Yaşar Nabi gibi bir kültür insanının yayın yöetmeni olma
sorumluluğunu üstlenmesi VARLIK'ın uzun yıllar
yaşamasına olanak sağladı. Onun ölümünden sonra değişik
edebiyatçıların yönetiminde VARLIK etkinligini
sürdürüyor.
- Bir
edebiyat dergisinin yeni bir ivmeyle gelişmesi,
edebiyata yansıyan sorunlara çözüm üretmeyi gerektirir.
Güncel edebiyat sorunlarını görmezden gelen, belli bir
edebiyat anlayışına bağlı kalarak kendi içine çekilen
bir dergi etkinliğini koruyamaz.
- Aylık bir
dergiyi hazırlarken bir yıllık çalışma düzeni içinde
olmalı. Konuya yakınlığı olan yazarlardan yazı istemeli.
Özel bölümler hazırlarken edebiyata belge olacak
ayrıntılar üzerinde durmalı.
- Kapsamlı
bir çalışmaya girişilmezse, yığma yazılarla dolan dergi,
edebiyatta işlevi olmayan, sıradan bir dergi durumuna
düşer.
- Derginin
kurumsallaşması için, uzun bir yayın süresini göze
almalı, tanıtım, dağıtım olanaklarıyla derginin sürekli
olarak el altında bulundurulması sağlanmalıdır.
- Belli bir
edebiyat görüşüne bağlanırken, o görüşü yaşatacak
yazarlar yetiştirmeli. O zaman dergi, inandığı görüşleri
daha iyi savunabilir. Özellikle kimi yazarların görüşünü
öğrenmek isteyen okurlar, o dergiye daha çok
bağlanırlar.
- Dergi
çıkarmayı uğraş edinen kişi, kurumsallaşmak istiyorsa,
her türlü işletme gideriyle telif haklarını da dikkate
almak zorundadır. Kimi dergilerde "Yazarların telif
ücreti ödenmez" diye özel bir not oluyor. Yazarına saygı
duymayan bir derginin işlevi de, edebiyat içinde yeri de
olamaz.
- Çağdaş
edebiyatımızdan binlerce dergi geldi geçti. Köylerden
ana kentlere kadar değişik bölgelerde çıkan dergiler
kimi zaman uzunca bir süre yaşadı, kimi zaman tek
sayılık ömrü oldu. Tutarlı bir kadro oluşturulamazsa,
yığma yazılarla çıkmak zorunda kalırsa, yeterli tanıtımı
yapılmazsa, düzenli dağıtılmazsa, bir edebiyat dergisi
kurumsallaşma olanağı bulamaz
- *
- HECE
dergisinin 100. sayısına ulaşması önemli bir başarıdır.
Derginin yayın yöntmeni Hüseyin Su özverili bir çalışma
içinde olmasa, böyle bir başarıya ulaşamazdı
- *
- Özellikle
derginin özel sayıları edebiyatımıza belge birakacak
niteliktedir. Şiir, öykü roman, eleştiri gibi
edebiyatımızın önemli konularını ele alan özel sayılar
nice gizli kalan ayrıntıları gün ışığına çıkarmış oldu.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Necip
Fazıl Kısakürek üzerine hazırlanan özel sayılar da, bu
edebiyatçıları bilinmeyen yönleriyle bize tanıttı
- *
- Özellikle
Nuri Pakdil, özleşen Türkçenin gücüne inanan bu önemli
yazar, unutulmuşluğun karalığına bırakılmıştı. HECE
dergisi böyle bir özel sayıyla yalnız gönül bağı
dediğimiz o erdemli duyguyu yaşatmış olmadı; değişik
yönlerini canlı tutarak, bir yazarın yeniden
anımsatılmasını sağladı.
- Necip
Fazıl üzerine araştırma yapacak bir edebiyat bilimcisi,
HECE dergisinin yayımladığı özel sayıdan çok şey
öğrenecektir. Doğumunun 100. yılında Necip Fazıl
Kısakürek'e duyulan gönül borcu ancak böyle
ödenebilirdi.
- HECE
dergisi, kendi anlayışını geliştiren bir yazarlar
kadrosu oluşturmasına karşın, edebiyatta belli bir denge
kurmaya inandığı için, değişik görüşteki yazarlara da
yer verdi. Başka edebiyat dergileri böyle bir dengeyi
önemsemez. Tam tersine karşı anlayışta olanları
eleştirmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir.
- Artık
edebiyatta değişik bölgelere çekilerek, önyargılı
düşmanlıklar oluşturma dönemi geçti. Kişilikleri değil,
düşünceleri eleştirirken, edebiyata yardımcı olma
anlayışı önem kazandı.
- HECE
dergisi böyle bir barış anlayışının öncülüğünü yaptığı
için de, edebiyatımızda işlevi olan bir dergi özelliği
göstermektedir.
- HECE
ÖYKÜ, Hece'cilerin yayımladığı yeni bir dergi. Bir
edebiyat dergisinin belli bir alanda derinleşmesi artık
zorunluluk haline gelmiştir
- Her ne
kadar HECE, özel sayılarıyla belli bir alanda derinleşme
olanağı arıyorduysa da, edebiyatımızda öykü patlaması
dediğimiz bir gelişme olunca, öyküye süreklilik
kazandırmak gerekiyordu.
- HECE
ÖYKÜ'nün yalnızca bir ürün dergisi olmayışı, öyküye
getirilen eleştirel değerlendirmelerle kapsamlı bir
görüş sağlaması, öykü üzerine değişik yorumlara
varmamızı kolaylaştırıyor.
- Savsöz
edebiyatı öyküyü de, şiiri de tek düze bir duruma
düşürüyor. Gerçeğe, iç gerçeğe değişik anlayışlarla
bakmak bize görmeyi öğretecektir.
-
HECE'ciler böyle bir yola koymuş görünüyor. Bu yol bizi
esenliğe çıkarabilir.
- DURSUN
ALİ TÖKEL
-
- BİR
EDEBİYAT DERGİSİ NASIL OLMALIYSA
- HECE
ÖYLEDİR
-
- Bazı
konulara yalın ve çıplak bir gözle bakmak anlaşılırlık
açısından son derece faydalıdır. Eğer bir şey varsa ona
ihtiyaç var demektir; eğer bir şey yoksa ona ihtiyaç yok
demektir; eğer bir şey yoksa ve ona da ihtiyaç hasıl
olursa o şey var edilecek demektir; eğer bir şey varsa
da herhangi bir ihtiyaca cevap vermez haldeyse yavaş
yavaş ortadan kalkacak demektir. Varlığın ömrünün o
varın işlevselliğiyle yakından ilgisi vardır. Eğer biz
burada dergi sözünden bahis açıyorsak, birileri bize
dergi nedir, Türk dergiciliği ne haldedir diye
soruyorsa, derginin neliği hakkında ve onun hala devam
ediyor olması gereken işlevselliği hakkında bir şeyler
söylememiz gerekecektir.
- Dergiler,
basın-yayın hayatının ayrılmaz kollarından biridir.
Haftalık, on beş günlük, aylık vs. periyodik olarak
çıkarlar. Gazete gibi günlük değildirler, belli konulara
hasredilmişlerdir. Okuyanlarını merak ettikleri bir
alanın haberdarı ederler. Basın tarihi izlendiğinde
dergilerin çıkışından bugüne değin insanlık tarihinin
belirli alanlarından önemli roller oynadıkları görülür.
Bugün de oynamaya devam ederler. Dergilerin hangi
konularda çıktığını hesap etmenin herhalde bir imkanı
yoktur. Yani o kadar sınırsız alanda dergi çıkmaktadır.
Bizim bahis mevzuumuz edebiyat dergileridir.
- İlk
dergilerin 17 yüzyılda gazetenin intişarından epey sonra
ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu dergilerin ortak
özellikleri, kurulan bilim cemiyetlerinin yayın organı
olmaktır. Çeşitli yerlerdeki bilim adamlarını belirli
konularda haberdar kılmak için kurulmuşlardır. Zaten bir
şeyin bir öncüsü olmaya görsün ardından pek çok benzeri
zuhur eder; nitekim dergicilikte de öyle olmuş ve
yüzyıllar ilerledikçe hemen her sahayı konu veya hedef
alan, periyodik olarak çıkan dergiler doldurmuştur.
Bizde dergiciliğin, basın hayatına paralel olarak
Tanzimat'la başladığı söylenir. İlk dergimizin 1862
yılında Münif Paşa tarafından çıkarılan Mecmu'a-i Fünun
olduğu kayıtlıdır. Adından da anlaşıldığı gibi, her
türlü fenne dair bilgilerin yazıldığı bu dergi çoğu Türk
dergisi gibi uzun ömürlü olmamıştır. Ardından çıkan
dergilerde büyük bir konu zenginliği görülmektedir.
Çocuklara, kadınlara, edebi konulara ayrılan pek çok
dergi. Fakat Türk dergiciliği deyince benim aklıma hemen
ilklerden Servet-i Fünun gelmektedir. Ne hikmetse bu
devirde fünunlu ve ülumlu pek çok dergi çıkmasına rağmen
Türk fünûn ve ulûm alemi de ortadadır. Türklerin
edebiyata olan olağanüstü ilgisi Fünun dergisi olan bir
dergiyi cihana edebiyat dergisi olarak kabul
ettirmiştir.
- Bizdeki
ilmi dergilerin ne halde olduğundan haberim yok.
Ziraatçı bir dostumuzun, zirai konulardaki hakemli
yazılarını hep yurtdışında yayınlamak zorunda kaldığını
biliyorum. Demek ki ilmi konulardaki dergiciliğimiz pek
de iç açıcı halde değil. Mesele edebiyat dergiciliğine
gelirse, burada da ilk aklıma gelenler, ömrü uzun
olmayan, bir esas oğlanın sırtına yıkılmış, cep
harçlıklarına kalmış, kesif sigara dumanlı karanlık
odalarda kotarılmaya çalışılan, üç beş fedakarın hayal-i
na-muhali haline gelmiş çile dolu sayfalar geliyor.
Hangi derginin çıkışında bu hikâyeler yok ki! İlk dergi
bu çilelerle çıkar, daha sonrakilerin daha güzel hale
geleceği söylenir; daha sonrakiler pek de görünemezlerse
de! Ömrün azlığının, maddiyatın azlığıyla sıkı bir
ilgisi vardır. Fikrin azlığıyla pek alakadar değildir;
aksine fikrin bolluğu vardır; o kadar boldur ki harici
fikirlere yer kalmaz. Bu dergiler, dahilde kalıp harice
kapandığı için kaderleri de kapanmak olur. Bunun aksi
yok mudur? Elbette vardır. Ama bu varlar o kadar azdır
ki, bir çırpıda akla gelmezler.
- Dergileri
çıkaranların esaslı niyetleri, büyük projeleri, ele
avuca sığmaz hayalleri vardır. Amma hakikatle hayal bir
araya gelirse hakikat galip gelir. Hayat hayali
desteklemezse, hayal de hayali kuran da sessizce
çekiliverir sahneden. Ayaklarını sağlam zemine basanlar;
varolanla, var edilmek isteneni sağlıkla örtüştürenler
galip olurlar. Varlık boşluk kabul etmez. Pek çok
dergimiz burada söylemeye çalıştığımız çelişkilerin
kurbanı olmuştur. Cemil Meriç'in "dergiler hür
tefekkürün kalesidir" sözü bir büyük hayalin
temennisidir. Yani "hür tefekkürün kalesi olmalıdır"
şeklinde anlaşılmalıdır. Olmuş mudur? Bunu araştırmak
gerekir. Servet-i Fünun, Dergah, Varlık, Kadro, Ağaç,
Büyük Doğu, Diriliş Hareket, Türk Edebiyatı vb. bir kaç
dergi bu zoru başaranlardan. Bunlardan aynı adla devam
edenler var.. Bunlar her şeye rağmen bir misyonu
yüklenmeyi ısrarla sürdürüyor.
- Bütün
bunların yanında bir de artık yüzüncü sayıya ulaşan Hece
var. Bu rakamı küçümsememek lazım. Zira bu sayıyı
geçenler artık rüştünü ispat etmiş sayılıyor, hele de
ülkemizde bunu başarmak kolay değil. Bir de arkanızda
bir holding yoksa. Bizim Hece'yle tanışmamız bir dostun
delaletiyle oldu ve şimdi bakıp da iyi ki olmuş diyorum.
- Bizler
taşrada kendi çapında yazıp-çizmeye çalışan üç beş
kafadarız. Taşranın makus talihini biliyoruz. Merkezin
üstatları yazıp yayınlar ve taşradan abone olmak/bulmak
isterler. Bizler yazı gönderdiğimiz zaman neyinize
derler. Taşralılar iyi okurdurlar yazmak merkezdekilerin
işidir. Böyle değil midir? Böyle idi. Biz sayın Hüseyin
Su ile tanışınca böyle olmamışlığın da var olduğunu
gördük. Hüseyin Bey, abone falan filan işini ağzına bile
almamıştı. Onun derdi Türk basın hayatına kaliteli bir
edebiyat dergisi kazandırmaktı; bizler bu dergi için
neler yapabilirdik, neler yazabilirdik?! Her dergi bir
okul olmak ister, bir ekol olmak ister. Türk
dergiciliğinin en büyük handikaplarından birisi de
kendisini belirli bir anlayış/ideoloji/grubun sözcüsü
gibi görmek olmuştur. Bu yüzden her derginin hedefi olan
bir kitle vardır. Kendileri çalarlar kendileri
dinlerler, kerametleri de kendilerinden menkuldür.
Bunların çok okunan yazarları vardır, okuyanlar meşhur-ı
cihan zannederler, kendi gündemleri dünyanın gündemidir
adeta. Öyle midir? Öyle olsa niye eleştirelim. Bizler
Hüseyin Bey'le konuşurken bu endişeleri konuşmuştuk.
Ortak paydası ilim-edebiyat-sanat olan pek çok değerli
insanlar var. Bunların ideolojik farklılıkları var. Her
bir taraf bunlardan mahrum kalıyor; sayfalar bunlara
açılamaz mı? Hece'yle bu sayfalar açıldı.
- Bir
reklam cümlesi değil; Hece dergisi özel sayılarıyla
"Türk Edebiyatının bilançosunu çıkarıyor." Yaptığı şeyi
görenlerin dudalarının uçuklamaması mümkün değil. Pek
çok farklı anlayıştan insan belirli bir konu ortak
paydasında devasa bir eser meydana getiriyor; görüş ve
düşünceleriyle. Bu özel sayılar, Türk düşünce, edebiyat
ve fikriyatını gelecek nesillere taşıyacak en önemli
derli-toplu belgeler olacak. Bunların hiçbiri çok büyük
paralar veya ilişkiler olduğu için çıkmıyor. Hepsi de
çok büyük bir özveri ve esasta da derin bir samimiyetin
ürünü. Yılda iki defa bu kadar büyük hacimlerle, nitelik
ve nicelik olarak herkesin takdirini kazanmış özel
sayılar çıkarmak Türk dergiciliğinde hiç de hafife
alınacak şeyler değildir. Ancak herkes de biliyor ki,
bir veya birkaç sayıyla kerameti kendinden menkul işler
yapabilirsiniz, sırtınızı bilmem kimlere dayayıp afralı
tafralı çıkabilirsiniz; gönlünüzün beğendiklerini, flaş
haberlerle kapaklarda allı-pullu satabilirsiniz, sonuç
kalıcılık olduğunda; her şeyiyle dünyasından
beslendiğiniz millete bir şeyler verip veremediğinizin
muhasebesi olursa ne denecektir?
- Yahya
Kemal; "Mahşer günü Cenab-ı Rabbi'l Alemin; 'Yahya kulum
dünyada ne yaptın?" diye sorduğunda 'Şiir yazdım ve
huzuruna geldim' diyeceğim" demiş. Eğer kişi yaptığı
işten hesaba çekilecekse Yahya Kemal'in yüzünün ak
olacağından şüphemiz yok. "Hakkını vermişlik" açısından
Hece'nin dergiciliğin yüz akı olduğundan da şüphem yok.
Derginin yanında daha özel bir alana hasrettiği Hece
Öykü de öyle. Bu dergiyle de her derginin yapması
gereken okul olma, sanatkar yetiştirme, Türk
hikâyeciliğinin muhasebesini yapma işine soyunmuş
görünüyor. Bu dergiye bakanlar, soyunma faslının çoktan
geçtiğini göreceklerdir.
-
Varlığını, kendisini var kılma sebeplerindeki meşruiyete
dayandıranların o meşruiyete halel getirmedikçe
kaygılanmalarına gerek yoktur. Bir edebiyat dergisi
niçin çıkıyorsa Hece onun için çıkmaktadır; ne yapması
gerekiyorsa onu yapmaktadır; kendisini bir kör kuyuya
hapsedip yeldeğirmenleriyle savaşmamaktadır. Gördüğüm
kadarıyla hep "nasıl daha iyi olurum"un
muhasebesindedir. Bizlerden bu yazıyı istemesi de bunu
gösteriyor.
- Sonuç;
burada beğenisini dile getirdiğimiz hususlarda devam
ettiği müddetçe ben dergilerimizin daha nice yüzlü
sayılara ulaşacağına inanıyorum.
- OĞUZ
DEMİRALP
-
- DERGİSİZ
YAZIN OLMAZ, OLAMAZ
-
- "Türk
yazınında dergicilik üstüne mutlaka birçok çalışma
yapılmıştır." diye düşünüyorum. Özellikle akademik
çevreler, yazın okutulan bilim yuvaları için gerçek bir
inceleme alanı bu. Ancak, Türk yazın dünyasında akademik
çalışmalarla somut yazın yaşantısı arasında birbirini
besleme ilişkisi bir türlü kurulamadığı için Türk yazın
dergileri üzerine yapılmış olduğunu varsaydığımız
incelemeler, araştırmalar pek bilinmiyor. Bizim gibi
alaylı yazın meraklılarının ellerini attılar mı
ulaşabilecekleri kaynak yapıtlar kaç tane?
- Oysa
çağdaş Türk yazınının tarihini, türümünü dergilere
bakmadan tam olarak görmek güçtür. Servet-i Fünun'dan
bugünün ayırımcılık yapmamak için adını anmayacağımız
dergilerine uzanan canlı bir yazınsal etkinlik alanıdır
yazın dergilerimiz. Mehmet Aycı'nın "3binyılda Dergi
Tutanakları" başlıklı yazısını okudum geçenlerde. Yazın
dergisi alanında yalnızca birkaç kentte değil ülke
çapında hala ne denli istekli bir devingenlik olduğunu
gösteriyor.
- Elbette,
ülke nüfusunun pek azını kapsayan, pek azına seslenen
bir devingenliktir bu. Ancak yazın dergilerinin
gazeteler ya da haftalıklar gibi geniş okur kitlelerince
izlenmemesi olağandır, yazınsal sözün doğasının
gereğidir. Yazınsal söz, özellikle yazılı söz olduğundan
sonra günlük sözden ayrı düşmüştür. Bununla birlikte,
ait olduğu dilin, giderek kültürün kendini yenileyip
ilerlettiği olmazsa olmaz bir etkinlik haline gelmiştir.
Yazınsal sözün yaşama ortamı kitapla sınırlı değildir.
Athenaum'suz bir Avrupa yazını, kültürü düşünülemez.
Servet-i Fünun'un da bizim yazınsal, anlıksal
türümümüzde belirleyici yeri vardır. Dergah, Varlık,
Yeni Dergi....Bunları anmadan, bilmeden Türk yazını,
giderek kültürü nasıl anlaşılabilir?
- Dergi
kitaptan ayrı bir alandır. Kitabın tersine birçok
yazarı, yapıtı, düşünceyi, duyarlılığı biraraya
getirmesiyle her dergi birer yazınsal mikrokosmostur.
Kitap yazınsal sözün bireysel düzeyde tamamlanıp
bütünleştiği bir andır. Dergiyse yazınsal sözü
çeşitliliği içinde ve binbir yazar arasında dolaşım,
iletişim halindeyken gösterir. Nice yazınsal akım,
devinim dergilerle başlamış, gelişmiştir. Nice dergi
yeni fikri olan insanların biraraya gelip kültüre,
yazına, topluma konuşma platformu olmuştur. Bunlar
kitaplarla yapılmayacak işlerdir.
- Yazınsal
söz günlük sözden olduğu gibi bugünün medya dili ve
kültüründen de ayrımlıdır. Özellikle günümüzde ayrımlı
olmak zorundadır. Tekanlamlılığa ve kalıplaşmaya yönelen
bugünün medya dilinden yazının sakınması gerekir.
Elbette, yalnızca medya dilinden değil, medyanın
uzantısı ya da parçası olmaktan da sakınması gerekir.
Athenaum döneminden kısa bir süre sonra Goethe
gazetelerin "söz" alanında küresel iktidarı ele
geçireceklerini öngörmüştü. Bu gelişim, yazınsal sözün
kendi özerk alanını yaratmış olduğu Batıdan çok bizim
ülkeleri olumsuz etkilemektedir. Yazın eğitim düzeyinin
okur sayısına ve niteliğine de yansıyan düşüklüğü,
"piyasa" koşulları gibi etmenler "hava ve heves
edebiyatı"nın ötesine geçen çabaları engellemektedir.
- Hal
böyleyken, yazına gönül vermiş bir avuç insanın başarılı
yazın dergileri çıkarıp sürdürebilmeleri kültürümüz
adına umut ve övünç vericidir. Görebildiğim kadarıyla
Hece de bu dergilerden biridir.
- Yazın
dergileri çeşitli nedenlerle ortaya çıkarlar. Bu
bağlamda gönül ve fikir yakınlığı olan insanların
çabalarını birleştirerek dergi çıkarmaları sıkça görülen
bir olgudur. Kimi zaman sözkonusu gönül ve fikir
yakınlığı yazın alanıyla sınırlı kalmaz, genel olarak
dünyaya bakışı, siyasal duruşu da kapsar. Böyle
dergileri bekleyen en büyük tehlike dayandıkları dünya
görüşünü öne çıkarak, bunun kavgasını yapmak uğruna
yazınsal sözün niteliğinden ödün vermeleridir. Hece'nin
bu tehlikenin ayırdına varmış ve onu aşmış olduğu
anlaşılmaktadır. Özel sayıları, bölümleri, değişik
duyarlıklı ve dünya görüşlü yazarlara açılmasıyla
Hece'nin yüzüncü sayısına vardığı
görülmektedir.Kutlarım. Daha nice yüzsayılara diyelim.
-
-
- FERİDUN
ANDAÇ
-
- EDEBİYAT
DERGİLERİ İZ BIRAKMALI
-
-
Dergilerin edebiyatın laboratuvarı olduğunu düşünürüm.
Yazarların yetişmesinde, edebiyatın nabzının
tutulmasında dergiler önemli işlev üstlenir. Üstelik bir
edebiyat ortamının oluşmasında da etkileyicidir.
-
Edebiyatımızın dönemsel gelişmelerine baktığımızda
dergilerin hep biçimleyici olduğu gözlenir. Kuşakların
ortaya çıkmasında, akımların / yönelimlerin açılıp
serpilmesinde etkindirler.
-
Dergilerin bu denli belirleyiciliği elbette ki
yönetimsel anlayışları, içeriklerini belirleyen yazarlar
topluluğunun taşıdığı birikimdir.
- Geçmişten
bugüne uzanan bir köprü olduğunu düşündüğüm Varlık bunun
en güzel örneği. Çıktığı dönemlerde etkili olmuş, hatta
birer okul olma özelliğini taşımış olan Seçilmiş
Hikâyeler , Yeni Ufuklar, Yeni Dergi, Papirüs, Diriliş,
Dergâh bu anlamda ilk anabileceğim dergiler.
- Dergileri
güncelin ötesine taşıyan en önemli yan, belirli bir
yazın/kültür anlayışını yansıtan içerik zenginliğidir.
Okurun dönüp yeniden yeniden okuyabileceği,
yararlanacağı metinlerin yer alması dergiyi yaşanır
kılar. Dönemin edebiyat beğenisini/anlayışını yansıtması
bir yana, yeni ufuklar açması, yeni yazarların ortaya
çıkmasında öncül olması kaçınılmaz.
- Salt ürün
yayımlayan bir dergi anlayışı yerine, her sayısının
baştan sona yayımı üstlenen kadro tarafından
biçimlenmesi dergiciliğin olmazsa olmaz ilkesidir.
- Bunu
belirleyecek olan da, sözünü ettiğim derginin yayın
kadrosudur. Bu anlamda edebiyat dergiciliğimiz geçmişte
böylesi bir birikimi hep canlı tutmuş, yaşanır
kılmıştır. 1980 sonrası edebiyatın alanının daralması
dergi okurunu da uzaklaştırmış, yayın dünyasındaki
çeşitlilik "dergi" kavramına farklı boyutlar
getirmiştir. Bir zaman sonra da iyi edebiyat dergileri
alanı terk etmiş, kapanmış, var olanlar ise içeriklerini
değiştirmiştir. Bu süreçte "yeni"lerin filiz vermesinden
edebiyatı yeniden gündeme getirmek, -ya da şöyle
söylemeli- bu gündemi belirleyebilmede etkin olabilmek
adına ortaya çıkan dergilerden söz edebiliriz.
-
1970'lerden bugüne gelen çizgide Milliyet Sanat dergisi,
Hürriyet Gösteri 'yi ayrı bir kulvarda değerlendirmek
gerekecek. Bugün onuncu yılına erişmeye az bir zamanı
kalan Hece dergisi bu alandaki yerini iyi belirlemiş,
kulvarını çizerek edebiyat adına yola çıkmış bir dergi.
Gündemi edebiyat adına izleyen, yeni ürünlere açık,
birikimi kalıcı kılıp geleceğe ulaştırmayı da üstlenen
bir anlayışa sahip.
- Edebiyat
dergiciliğinin taşıyıcı/gündemi elde tutucu/kalıcı olma
özelliğini Hece' de buluruz.
- Kendi
içinden ikinci bir dergiyi, Hece Öykü' yü doğurması,
yayıncılığa yönelmesi ise kurumsal olabilmenin
işaretlerini vermektedir.
- Hece,
kişilikli, kimlikli bir dergi. Zaten öyle olmasaydı 100.
sayıya erişmesi mümkün değildi.
-
Kucaklayıcıdır; ama kendi sesini yitirmeden, yazın
anlayışını silikleştirmeden; hayata ve dünyaya bakışını
günün rüzgârına göre seçmeyen bir dergi.
- Ancak bu
tür dergiler edebiyata yeni kanallar açıp yeni yazarları
ortaya çıkarabilir, okurda kalıcı iz bırakacak bir
birikimi var edebilirler.
- Sonuçta,
HECE, dergiciliğin bir ekip işi olduğunu da günümüze
taşımıştır. Geçmişten el almasını bu açıdan kutluyorum.
Edebiyat dergisi bir yayın kurumunun sözcüsü, yayın
organı değildir. Bu ayrımı bilerek yoluna devam
edebileceği inancımı pekiştiren özel sayılar ise gene
kutlanılası bir çaba örneği.
- Gelinen
aşamadaki deneyimlerden yararlanarak daha soluklu bir
yere doğru yönelebileceğini düşünüyorum Hece'nin.
- CELÂL
FEDAİ
-
- ARZULU
GAYRET VE HECE
-
- İnsanlık
tarihi, toplumların varlığının tıpkı her insan tekinin
varlığı gibi en son edebiyat yani dil alanında
bittiğinin resimleriyle doludur. Çünkü ilk o alanda yani
dilde, edebiyatta başlamıştır. Dünyanın neresinde esir
bir topluluk varsa onların bir edebiyatının hatta bir
dilinin olduğu söylenemez. Dünyanın neresinde, dünya
hayatının ne demeye geldiğinin uzağında yaşayan bir
insan teki varsa, bir insan teki olmanın ne demeye
geldiğini bilme imkanını ona verebilecek yegane
canlıdan, dilden yoksun kalmıştır. Belki pek çok farklı
dili, jargonu, raconu anlıyor olabilir ama dünyada
geçirilen zaman dediğimizde, anlağın algısının başat
olamayacağı bir alandayızdır. Bizi bu alana sadece dil
götürebilir. Ama nasıl?
- Haberli
olduğum kadarıyla Türk düşünce hayatından ayrı
düşünülebilecek Türk şiiri yahut en genel anlamda Türk
edebiyatı, nasıl ve nice oluşunun hep önde tutulduğu bir
kişiliği arzulayıp durmuştur. Bu bir arketip olarak
adlandırılıp dondurulamayacak kadar devinim halindedir
ve bu haline uygun algılanmalıdır. Doğrusu başka
toplumlarda da buna rastlanır ama Türklerin dünya
üzerinde 1700'lerin hemen başından beri süre gelen
macerası, kendi yeniden doğuşunu, içinden içine doğduğu
topluma da intikal ettirebilecek bir kahramanı
beklemekle geçmiştir; ister bilinçli ister bilinçsiz. Bu
dediğimiz soyut resmin, bir olgu olarak en somut
görüntülendiği alan kuşkusuz edebiyat eserleri
olacaktır. Tevfik Fikret'i ve Mehmet Akif'i hemen
hatırlamakta fayda varsa da bu iki örnekle yetinmemek
gerekir. Zaten bu iki örnek öyle çok verilir olmuştur
ki, yukarıda söylediğimiz arketip yaklaşımı gibi zihin
tıkayıcı hale çoktan ulaşmıştır. O halde biz de orayı
zorlayalım ki açılsın.
- Bana öyle
geliyor ki Tanzimat'tan sonraki edebiyat dergilerini bu
bağlam içinde düşünmek gerekli zihin açıklığını bize
verebilir. Servet-i Fünun'un Fikret için anlamı bir
hayatiyetin ifadesidir; tıpkı Sebilürreşat'ın Akif için
olduğu gibi. Volkan söz gelişi, Derviş Vahdeti için
hayatiyet arz etse de bu hayatiyet dil ile siyasette
tezahür etmiş, bütünüyle dilde yaşamamıştır. Bir dergi,
bir kişiliğin tüm dönüşümünün yankılandığı bir kişiliğe
bürünsün istenmiş mi, yoksa kelimenin geldiği kökün
yanılgısı içinde itibarî bir biraradalık mı aranmakta?
Sorun buradadır. Geçmişten günümüze edebiyat dergilerine
konan adların çoğul somut adlar oluşları ne kadar
manidarsa bir hareketi ifade ediyor oluşları ayrıca
manidardır. Böyle olan dergilerin adlarından geçip
eylediklerine gelebilirseniz şunu görürsünüz: Bir
kişilik olmak arzusunda birleşmek cehdi gösteren
'arzulular' bir araya gelmişler ama ancak 'arzularında'
kişisel olabilmişlerdir. Bu vakıa Halkın Dostları'nı da
ifade eder, Gergedan'ı da. Yapmak istedikleri
birbirinden bu kadar faklı bu iki dergiden hangisinin
bir kişiliği ifade ettiğini sorarsanız, bu kişiliklerden
biri Enis Batur diğerininse İsmet Özel olduğunu
söyleyebilirim size. Özel, Halkın Dostları'nda ne kadar
'arzulu gayretli' ise Dergâh için de öyledir. Bugün
Türklük vurgusunu gereğince ifade edebileceği bir dergi
olabilse sanırım gene aynı iştiyakı duyacaktır. Yazı'yı,
Oluşum'u, Argos'u, son dönemde Sanat Dünyamız'ı,
Kitaplık'ı düşleyip oluşturan Batur'un zihninde de, öyle
sanıyorum ki aynı arzulu gayret devinip durmaktadır. Bu
iki ismin öncelikle kendilerinde istedikleri dönüşüm (varoluş)
arzusunun yanına, yöresine aynı arzuyu duyan başkalarını
da koyalım ki hem yeni koyduklarımız hem de öncekiler
foillerini bulabilmiş olsun. Cemal Süreya'nın
dergiciliğini söz gelişi, Batur'un yanına koyabiliriz.
Sezai Karakoç'unki ise İsmet Özel'inkine yakın olabilir.
Şimdi şunu sormanın yeridir: Bu isimleri ne kadar
çoğaltabiliriz? İsimleri ne kadar çoğaltırsak o kadar
çok kişilikten dolayısıyla, varoluş (dönüşüm) için faklı
sayıda eğilime ad olan kişilikten söz açmamız gerekecek
demektir. İster isimleri çoğaltalım (Adnan Özer, Orhan
Kahyaoğlu) istersek özellikle 1980'lerden beri gelişen 'editoryal
sorumluluk' kavrayışını açarak yeni dergi adları (Şiir
Atı, Sombahar, Ludngirra vs.) sıralayalım, bu
kişiliklerde, ya Asım'ın neslinin ya da Haluk'un
neslinin faklı etkiler altında şekillenmiş 'arzulu
gayretleri' ile karşılaşacağız. Burada geçen ya da
geçmeyen isimlerin kendilerinden yayılarak etraflarında
oluşturdukları dönüşümün mahiyeti nedir ve önce
kendilerinde sonra etraflarında arzuladıkları dönüşüm ne
denli, ne şekilde oluşabilmiştir? Sanırım edebiyatımızın
ve toplumumuzun içinde bulunduğu bun atmosfer, soruya
bir cevap olur. Habis egodan beslenen sanat ve aynı
egonun ikiyüzlülüğünden beslenen siyaset, bizi bu gün
bir süper güce komşu edebildi. Artık kızlarımız
mahalleye yeni taşınan zengin züppeye daha yakından
yanaşma imkanı bulacaklar. Yeni bir Sodom ve Gomore için
bir Yakup Kadri'mizin olmadığını; olsa ve Kemal Tahir
donunda Esir Şehrin İnsanları'nı yazsa bile, romanına
acısını monte edecek bir zabitin intihar haberine hiçbir
gazetede rastlayamayacağını söylersem, biliyorum ki
fazla ileri gittiğim söylenecek. Umarım öyle
yapmışımdır. Ben sadece haberli olduğum kadarıyla
konuşuyorum. Edebiyatta, dilde yaşamaktan, ölmekten
bahis açarken bunu da yapamazsak, gideceğimiz yeri
'ileri ya da geri gitmek' olarak tartışır dururuz.
- Hece
dergisinin serüveninden de, bu söylediklerim
çerçevesinde Sezai Karakoç'un Diriliş'ini ve Nuri
Pakdil'in Edebiyat dergisini hatırımda tutmaya çalışarak
konuşabilirim sanırım. Bir dergi için yüzüncü sayısını
çıkarıyor olmak bir töreyi, bir geleneği de ifade
edebilir, bir kişiliği yoğurmayı da. Hece için ilki daha
öncelikli oldu sanırım. Hece, edebiyatımızda Ağaç'ın ve
Büyük Doğu'nun ilk dönemine denk düşen bir törenin,
geleneğinin adı olmaya yakın durmayı arzular
gözükmektedir ve dahası yakındır da. 'Yakındır'
diyorsam, olgunlaşan meyvenin dibine düşüp çürümeye
durması gibi olsun istemediğimdendir. Vaktiyle iki ayrı
düşman yakaya, şimdilerde ise pek çok küçük adacığa
dönüşmesi hesaplanan düş ve düşünce dünyamızda, Hece, bu
yakınlığı ile bir sorumluluğu yüklenmiş gözüküyor. Az
önce söylediğim gibi, bir edebiyat dergisi bir töre ya
da bir kişiliği ifade etmelidir. Bunlardan biri yoksa,
değil yüzüncü, bininci sayıyı da çıkarıyor olsa
maksimalist bir çoğalmadan dem vurulabilir ancak.
Geçtiğimiz ay, içinde bulunduğumuz ayın çıkmasına iki
gün kala bir sonraki ayın Kitaplık'ını marketlerden
alabilmiş olmamızı, maksimalist bunamadan başka bir şey
ile açıklayamayız. Hece dergisi, süresinde çıkan bir
edebiyat dergisi olarak şu 'süreli yayın' zırvalığına
düşmediğine, hazırladığı özel sayılarla Türk
edebiyatımızın birikimini ayrı gayrı gözetmeden ifadeye
yeltendiğine ve bir dergi, bir de yayınevini doğurduğuna
göre, yapmak istedikleri çerçevesinde ele alınmayı
çoktan hak etmişti. Bu yeterince yapılmadıysa umarım, bu
yüzüncü sayı buna vesile olur.
-
-
- EMİN
ÖZDEMİR
-
-
-
DERGİLERİN İŞLEVİ VE HECE
-
-
Dergilerden söz edilirken sık sık yinelenen bir söz
vardır: " Yazının nabzı dergilerde atar." Kalıplaşmış
gibi gözükse de doğruluğu yadsınamaz bu sözün. Yayın
dünyasına ayak basan, o dünyanın havasını solumaya
başlayan her yeni dergi, soluduğu havaya yeni bir şeyler
katma yönelimi, yönsemesi içindedir. Bu yönelimi
eyleme dönüştürecek amaçlar belirler kendine.
Belirlediği amaçlar doğrultusunda sürdürür varlığını.
- Hangi
amaçla çıkıyor yayın yaşamına yeni başlayan dergiler?
İlk sayılarında yer alan çıkış ve yayımlanış
gerçeklerini içeren yazılara şöyle bir bakılırsa
genellikle iki ana amacın öne çıktığı görülür.
Birincisi, yazın ve düşün dünyamıza egemen olan çizgi
içinde yer alma, bu çizgiyi açma, geliştirme,
insanımızın duygu ve düşün evrenini genişletme çabası.
Bu çabayı sürdürenler, yadsıyıcı bir tutum takınmazlar.
Kendilerinden öncekilere karşı değillerdir, onların
izine basarak yürürler; ancak o izi kendilerince
genişletmeyi, büyütmeyi düşünürler.
-
İkincisine gelince, yazın ve düşün yaşamını yönlendiren
baskın havaya karşı çıkan, onu değiştirmek
isteyenlerdir.Denebilir ki bunların düşünsel ve yazınsal
kan grupları , kendinden öncekilerle uyuşmaz. Bu nedenle
ürünsel ve düşünsel düzlemde savaşımcı bir tutum
takınırlar. Takındıkları tutumu, hangi nitemle
nitelendirirlerse nitelendirsinler,hangi akımın sözcüsü
olduklarını söylerlerse söylesinler, temelde
"muhalif" bir doğrultuları vardır.
-
Doğrultuları hangi yönde olursa olsun, yazın ve düşün
yaşamımızın kan dolaşımını sağlayan ana damarlar olarak
da adlandırabiliriz dergileri.Kuşkusuz her dergiyi
değil. Kişisel heveslerin ürünü olarak birkaç sayı
çıkmış, hiçbir iz bırakmadan silinip gitmiş dergiler
için böyle bir şey söylenemez Bunların büyük bir bölümü
unutulup gitmiştir bugün, daha doğrusu dergiler
gömütlüğünün malı olmuştur.
- Oysa kimi
dergilerimiz, bugün yayın yaşamını sürdürmeseler bile,
yayımlandığı günlerde yazın ve düşün yaşamımızda bir iz
bırakmıştır. Biraz açayım bunu. Ne yapmışlardır bu
dergiler? Neyi gerçekleştirmeye çalışmışlardır?
Ayrıntılara yönelmeden özetleyici bir söylemle
belirteyim. Öncelikle, anlayış, beğeni ve duyarlık
düzleminde yeni bir ortam yaratma yönelimi içinde
olmuşlardır. Bunun yanı sıra alılmama algılama ve
kavrama açısından " yeni donanımlı okur yetiştirme"
işini de üstlenmişlerdir. Hemen söylemeliyim,
dergilerin baş işlevlerinden biri budur bence: Kendi
okurunu yetiştirme, onu okurluk donanımı yönünden
besleyip geliştirme.
- Yazın ve
düşün yaşamımızda iz bırakan dergilerin bir başka
özelliği de şu olmuştur: Geleneksel ürünlerin sınırını
aşan yeni yaratılara kapılarını açık tutma; yeniliklerin
laboratuarı olma. Bu bağlamda yazınsal ve düşünsel
gelişimimizde dergilerin büyük payı vardır. Nitekim
bugün yazın haritamızın değişik bölgelerinde adlarını
yaşatanların büyük bir bölümü, unutmamak gerekir ki ilk
kanat alıştırmalarını dergilerde yapmışlardır.Bu
yönleriyle yazınsal gelişimimizin kavşakları, durakları
olmuşlardır.
- Hangileri
mi? Elbette bunların tümünü burada sayıp dökemem. Yine
de bıraktığı etki ve işlevsellik yönünden kimi adları
anmakla yetineyim. Anacağım adların başında yayımını 54
yıl sürdüren, 2464 sayı çıkan Servet-i Fünun gelir.
Onun ardından da Varlık, Yeni Adam, Türk Dili,Ağaç,
Kalem,oluş Soyut, İnsan, İstanbul, Ataç, Yücel, Dost,
Papirüs, Yeni Dergi, Yücel adlarını sıralayabilirim.
- İlk
ağızda aklıma gelen bu adlar arasında Hece de yer alır
mı? Alır elbette. Okur sayısının iyiden iyiye azaldığı,
insanımızın sulu, sıfatüstü düzeysiz televizyon
dizilerince tutsak alındığı, beğenilerinin yozlaştırılıp
kirletildiği bir dönemde 9 yıl ayakta durabilmek,
100. sayıya ulaşmak az şey değildir. Doğrusu umut
kırıcı , çorak bir ortamda bıkkınlığa, yorgunluğa
düşmeden bunu başarabilmenin hiç de kolay bir iş
olmadığını düşünüyorum. Bu, Hececilerin, hem
yaptıkları işe olan inançlarının hem de derginin
kurumlaşma yolunda oluşunun bir göstergesidir bence.
Böyle değerlendiriyorum.
- Peki,
nasıl bir dergidir Hece? Derginin kimlik kumaşı nasıl
bir tezgâhta dokunmuştur? Hemen belirtmeliyim ki
öznelliği içinde barındıran sorulardır bunlar. Verilecek
yanıtlar, kişiden kişiye değişir,bunun için de
tartışılabilirlik içerir .
- Önce
tartışılmayacak yönünü söyleyeyim: Tek boyutlu bir dergi
değildir Hece. Sayfalarını hem şiir, öykü,deneme gibi
yazınsal ürünlere hem de yazınsal ve düşünsel sorunları
tartışmaya yönelen yazılara açık tutuyor. Bu da yazar
ve okur yetiştirme açısından önemli bir işlev. Birçok
yazar, ozan adayı onun sayfalarında deneyim kazanıyor.
Bunun gibi kendi okurunu da kendi yaratıyor.
- Derginin
doğrultusuna, izlediği çizgiye gelince, bana göre bir
yüzü geçmişe dönük. Geçmişe dönüklüğü, günümüze ve
yarına kapalılık anlamında kullanmıyorum.Ancak bu
yönünün daha baskın olduğunu belirtmek istiyorum.Onun bu
yanına bakanlar, düşünsel bağlamda konumlandığı ya da
odaklandığı yeri " sağcı" nitemiyle
nitelendirebilirler. Ancak bağnazlığı dışlayan bir
sağcılıktır bu. Çoğulcu yaklaşımlara, bakış açılarına
kapalı değil. Öyle ki soruların, sorunların
tartışıldığı, sorgulandığı kimi konularda düşünsel
yönden ayrı yakalarda bulunan adların Hece'nin
sayfalarında yan yana geldiğini görüyoruz. Derginin
başat ve belirleyici özelliklerinde biri bu.
- Bir
ikinci ayırıcı, belirleyici özelliği de yazınsal ve
düşünsel konularda "birikim oluşturma" çabası içinde
oluşudur. Derginin geçmişe dönük yönelim ve yönsemesinde
bir ölçüde bunun da payı vardır. Burada Hece'nin
yayımladığı özel sayıları ayrı ayrı değerlendirecek
değilim. Bunlara dayalı olarak oluşturulan kaynakçaların
yazın ve düşün yaşamımız açısından çok önemli olduğunu
vurgulamalıyım.. Kıyıda köşede kalmış kaynakları
derleyip bir araya getirme, bunları kalıcı kılma sabır
isteyen zor bir iştir. Böylesine zor bir işe soyunmayı
göze alıyor Hece.
- Sözümü
şöyle bağlayayım : Hece'nin yayımladığı yazınsal
ürünlerden yarına neler kalır, neler kalmaz? Onun
sayfalarında görünen adlardan hangileri yazın
sözlüğümüzün kapağını aralayıp içeri girer ya da
giremez? Yanıtlanası sorular değildir bunlar. Ama şunu
rahatça söyleyebilirim: ?Birikim oluşturma ve birikimden
yararlanma yönelimi?yle Hece kendini anımsatacak, yaşar
kılacak bir dergidir.
-
-
- ŞABAN
SAĞLIK
-
- "HECE"
BİR OKULDUR
-
- Edebiyat
dergileri, sanatın/edebiyatın sivil boyutunun en önemli
kurumlarıdır. Dergi ile "sivillik" kavramını özellikle
bir arada zikrediyoruz; çünkü, bir başka açıdan
bakıldığında, edebiyat dergileri özgür düşüncenin üretim
ve yayılma merkezi anlamına gelmektedir.
- Edebiyat,
bir dil sanatı olarak belirli bir dili (millî dili)
gerektirdiğinden, edebiyat dergileri, doğal olarak ait
olduğu milletin dilinin de pratik bir kullanım alanını
meydana getirirler. İşin içine dil girince ister istemez
kültürden de söz etmek gerekmektedir. Bu açıdan da
edebiyat dergileri birer kültürel kayıt cihazı gibi
işlev görmektedir. Yani kültürel hayatın akışının
belirli kesitleri, edebiyat dergileri aracılığı ile
yarınlara taşınabilir bir konuma gelmektedir.
- Daha da
artırabileceğimiz bu ve benzer nitelikleri, bir edebiyat
dergisinin "olmazsa olmazları" olarak görmek mümkündür.
Burada, yukarıda vurguladığımız nitelikleri bir kere
daha sıralayalım: Sivillik, özgür düşünce, dilin
kullanım alanı, kültür taşıyıcısı... Başta şair ve
yazarlar olmak üzere bu nitelikleri içselleştiren
kişiler, bir "ortak payda"da buluşurcasına belirli bir
dergi çıkarırlar; böylece dergi doğmuş olur. Kadrosu
güçlü olursa dergi uzun ömürlü olur; ses getirir; en
önemlisi bir okul gibi "şahsiyet" yetiştirir.
-
Edebiyatımızda bu nitelikleri taşıyan bir çok dergi
vardır. Buna şu iki dergiyi örnek verebiliriz. Biri
Servet-i Fünun (1896), diğeri ise Varlık'tır. Servet-i
Fünun, öylesine büyük bir öneme sahiptir ki, modern Türk
edebiyatının bir periyodu (Servet-i Fünun Devri
Edebiyatı) bu derginin adıyla anılmaktadır.
Cumhuriyet'ten sonra da Servet-i Fünun/Uyanış adıyla
yayın hayatına devam eden bu dergi, edebiyatımıza çok
önemli şahsiyetler kazandırmıştır. İlk sayısı 1933
yılında çıkan Varlık dergisi de halen (2005) yayın
hayatını sürdüren bir dergi olarak, modern Türk
edebiyatında kendine yer edinmiştir. Varlık dergisi
ayrıca daha sonra kurduğu Varlık Yayınları aracılığı ile
de kütüphanelerimize pek çok nitelikli kitap
kazandırmıştır.
- Günümüzde
yayın hayatını sürdüren bu nitelikte daha bir çok saygın
dergi vardır. Ancak bunlar arasında yayın hayatına 1997
yılında giren Hece dergisi farklı bir konumda görülüyor.
Yukarıda ideal bir edebiyat dergisi için sıraladığımız
nitelikleri taşımasının yanında, Hece'nin dergicilik
anlayışına getirdiği bazı artı değerler de dikkat
çekmektedir. Bu artı değerleri de dikkate alarak Hece'ye
biraz daha yakından baktığımızda şunları söylemek
mümkündür:
- Hece,
öncelikle bir edebiyat dergisidir. Edebiyatı bütüncül
bir fenomen olarak gördüğü içindir ki, kalitesinden
şüphe duyulmayacak yeni şiirler ve öyküler, edebiyat
kuramıyla ilgili orijinal yazılar; şiir, öykü ve roman
üzerine yazılan nitelikli akademik yazılar; yine bu
alanlarla ilgili olarak yapılan başarılı tercümeler ve
yayınlanan en yeni kitaplar hakkında yazılan tanıtım
yazıları, derginin her sayısında okur karşısına
çıkmaktadır. Böylece Hece, edebiyatı bütün alt
alanlarıyla birlikte kapsamakta ve sürekli gündemde
tutmayı başarmaktadır.
- Hece'yi
edebiyat gündemimize taşıyan bir diğer özellik, özel
sayılardır. Yılın ilk ayında edebiyatımızın önemli bir
şahsiyeti üzerine çıkarılan özel sayılar, nitelikli ve
güvenilir bir başvuru kaynağı olarak bütün
edebiyatseverlerin kütüphanesine girmiştir. Yılın ikinci
yarısında ise edebiyatın alt alanları konusunda
çıkarılan özel sayılar edebiyat dünyamızda büyük bir
ilgiye mahzar olmuşlardır. Bu yönüyle Hece, neredeyse
özel sayılarla anılır olmuştur.
- Hece,
özel sayılar dışında kalan hemen her sayısında
düzenlediği "dosya"larla da gündem oluşturmaktadır.
Edebiyat dünyamızda tartışılan veya gündemde olan kişi
ve olaylara Hece'nin dosyaları adeta son noktayı
koymaktadır.
- Hece
dergisi, son zamanlarda çıkardığı ikinci bir dergiyle de
yukarıda sıraladığımız başarılarına bir yenisini daha
eklemiştir. İki ayda bir yayınlanan Hece/Öykü dergisi,
her bir sayısında, son yıllarda büyük bir atılım
gerçekleştiren Türk öykücülüğünün her bir karesini
kaydedercesine, öykümüzün serüvenini izlemektedir.
Görülen o ki, Hece/Öykü dergileri Türk öykücülüğünün
arşivini (kütüphanesini) oluşturmaya adaydır.
- Hece
dergisinin bir önemli hizmeti de, Hece Yayınları'nı
kurmasıdır. Edebiyatımızın bütün alt alanlarıyla ilgili
itina ile seçilmiş kitaplar gün geçmiyor ki, Hece
Yayınları arasında çıkmasın.
- Büyük
oluşumların arka planında kuvvetli referanslar vardır.
Kaynak ya da köken (gelenek de diyebiliriz) zayıfsa,
ortaya konan olgu da zayıftır. Hece dergisi bu yönden de
sağlam bir zemine yaslanır. Nurettin Topçu'nun
Hareket'i, Necip Fazıl'ın Büyük Doğu'su, Sezai
Karakoç'un Diriliş'i, Nuri Pakdil ve ekibinin Edebiyat
ve Mavera'sı gibi yakın geçmişimizin ekol dergilerinin
havasını, tınısını ve meselelerini Hece'de güncellenmiş
olarak bulmak mümkündür.
-
Geleneksel Türk dergiciliğinde şöyle bir anlayış vardır:
Dergi herhangi bir merkezde (genellikle büyük bir
kentte) yayınlanır. Bu merkezde oturan ya da burayla bir
şekilde ilişkisi olan büyükler (üstadlar) söz konusu
dergide hep yazarlar ve böylece belirli bir "kanon"
oluştururlar. Hemen her sayısında aynı imzaların yer
aldığı bu dergiler, bir şekilde taşraya da ulaştırılır.
Taşrada yaşamak zorunda kalan edebiyat sevdalısı gençler
bu dergilere büyük bir iştiyakla sarılırlar ve okurlar.
Bu gençler arasında mutlaka yazma tutkusuna sahip
"birileri" çıkar. Amatörce yazan bu "birileri" de ara
sıra benimsediği dergide yazısının yayınlanmasını ister.
Bu iştiyakla yazdıkları yazılarını dergiye gönderirler.
O gençler ister ki, kendi yazdıkları da abonesi
oldukları dergide yayınlansın. Ancak bu mümkün değildir.
Çünkü kanon buna müsaade etmez. Kanon taşraya adeta şunu
söyler: "Yazmak sizin işiniz değil bizim işimizdir. Siz
hem kim oluyorsunuz da yazıyorsunuz? Biz yazarız siz
okursunuz. Siz bize yazı değil "abone çeki" gönderin?"
Evet, yıllarca merkezdeki dergiler taşradan yazı değil
abone çeki istemişlerdir. Hece, bu kanonu yıkarak
taşradan "yazı" isteyen ilk dergidir. Dergiciliği "abone
meselesi" olmaktan çıkarıp bir "yazı meselesi" olarak
gören bu özelliği Hece'nin Türk dergiciliğine getirdiği
çok önemli bir yeniliktir; dolayısıyla bir artı
değerdir.
- Hece'nin
edebiyatımıza kazandırdığı bir diğer artı değer ise,
kısır ideolojik saplantıları değil, nitelikli edebiyatı
ortak payda olarak seçmesidir. Bu anlamda Hece'nin her
bir sayısında (özellikle özel sayılarda), günümüz Türk
edebiyatının en değerli simaları bir arada
görülmektedir. İdeolojik tercihleri ve sanat görüşleri
birbirinden çok farklı, ama nitelikli ve samimi
çalışmalarıyla Hece ortak paydasında buluşan bu değerli
isimler, Hece dergisinin hemen her samimi çevrede
saygınlığını artırmaktadır.
-
Sıraladığımız bu özellikler, bir edebiyat dergisinde
hemen her samimi okurun görmek istediği niteliklerdir.
Hece bu özellikleri taşıdığı içindir ki, günden güne
büyümektedir ve 100. sayısına ulaşmıştır. Henüz sekiz
yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen, kısa zamanda
Türk edebiyatına önemli isimler, kütüphanelerimize de
her biri birer başvuru kaynağı olacak nitelikte kitaplar
kazandıran Hece, bütün bu özellikleri ile adeta bir
okuldur. Mevcut durumuna bakarak şunu söyleyebiliriz ki
Hece, bir okul olarak daha pek çok mezun verecektir.
-
-
- VEYSEL
ÇOLAK
-
- DERGİLER,
DÜŞÜNCELER, SONRALAR...
-
- Dergiler,
hiçbir zaman, nedensiz çıkmaz. Düşünsel, etik, estetik
bir boşluk bulunduğunda; bunun giderilmesini isteyen
özneler de varsa, bir derginin yayımlanması kaçınılmaz
gibidir. Öte yandan, yeni bir insan tipi oluşturmak için
de aynı yola çıkılabilir. Buradan bakıldığında, bir
dergiyi var edenler, onun yok olmasına da neden
olabilirler. Bu nedenle, çoğu kez bir yalnızlık biçimini
aşmak için bir olanak gibi görünen dergiler, çoğu kez
acıtıcı bir yalnızlık biçimini de getirebilir.
Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde hep öyle
olmuştur. Bizim dergiciliğimiz bu açıdan bir
'kırgınlıklar galası'dır. Örnek olsun diye şu dergilere
bakılabilir:
- Aile,
(Nisan 1947 - Kasım 1952), Şairler: Ahmet Hamdi
Tanpınar, Y. Kemal, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip
Dıranas, Oktay Rifat, Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyüboğlu,
Attila İlhan..., Beraber, (1 Eylül 1952 - 1 ocak 1953),
Sosyalist gerçekçilerin çıkarttığı bir dergi. Davalar,
baskılar nedeniyle kapandı. Şairleri: A. Kadir, Cahit
Irgat, Ömer Faruk Toprak, Sabri Soran, Ahmet Arif,
Şükran Kurdakul... Beş Sanat, Nisan 1950 - Mart 1953)
Şairleri: Sabahattin Kudret Aksal, Şinasi Özdenoğlu,
Salah Birsel, Metin Eloğlu, Celâl Sılay, Halil İbrahim
Bahar (İlk şiirleriyle)... Doğu - Batı, (1 Ağustos 1952
- Nisan 1956), Şairleri: Celâl Sılay, Asaf Halet Çelebi,
Sabahattin Kudret Aksal... Güney, (1 Nisan 1954 - Mayıs
1955), Şairleri: Ümit Yaşar Oğuzcan, Metin Eloğlu, Halim
Uğurlu, Orhon Murat Arıburnu, Halil Kocagöz... şairlerin
yazdığı bu derginin sonraki yıllarda çıkması yeniden
sağlanacaktır. Hisar, (10 Ocak 1948 - Haziran 1956),
Şairleri: İlhan Geçer, M. Necati Karaer, Feyzi Halıcı,
Ümit Yaşar Oğuzcan, Bekir Sıtkı Erdoğan, O. Seyfi
Orhon, H. Nusret Zorlutuna, Ahmet Muhip Dıranas, Arif
Nihat Asya, Cahit Külebi, Ziya Osman Saba, Selahattin
Batu, Behçet Kemal Çağlar, Halit Fahri Ozansoy, Şinasi
Özdenoğlu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sezai Karakoç ve ilk
şiirleriyle Gülten Akın... Kaynak, (10 Ocak 1948-Haziran
1956), Şairleri: Behçet Necatigil, Ceyhun Atuf Kansu,
Nahit Ulvi Akgün, (özel bölüm olarak) ; Osman Atila, İ.
Zeki Burdurlu, Ercümet Uçarı, Özdemir Asaf, Ayhan Hünalp,
Ümit Yaşar Oğuzcan; sonraları Ahmet Muhip Dıranas, Cahit
Sıtkı Tarancı, Attila İlhan, Ömer Faruk Toprak, Turgut
Uyar, Edip Cansever, Berin Taşan, Nevzat Üstün... Küçük
Dergi, (Nisan 1952 - Ağustos 1952), Şairleri: Sabahattin
Kudret Aksal, Başaran, O.Murat Ariburnu, İ. Zeki
Burdurlu, Kamuran Yüce, Tahsin Yücel, İlhan Berk, Nevzat
Üstün, Sanullah Arısoy, Attila İlhan... Küçük Dergi,
(Ekim 1952 - Nisan 1953), Şairleri: Ahmet Hamdi
Tanpınar, Kamuran Yüce, Özdemir Asaf, Hilmi Yavuz,
Attila İlhan... Mavi, (1 Kasım 1952 - Nisan 1956),
Şairleri: Ömer Faruk Toprak, Suat Taşer, Ahmet Oktay,
Tahsin Yücel, Yılmaz Gruda, Ece Ayhan, Attila İlhan...
Nokta, (15 Ocak 195-15 Kasım 1991), Şairleri: Ö. Edip
Cansever, Nevzat Üstün, Salah Birsel, Behçet Necatigil...
Seçilmiş Hikayeler Dergisi, (1 Ekim 1947 - Temmuz 1957),
Şairleri: Cahit Sıtkı Tarancı, Fazıl Hüsnü Dağlarca,
Attila İlhan, Celal Vardır, Suat Taşer, Mehmet Kemal,
Cahit Külebi, Salah Birsel, Behçet Necatigil, Fethi
Giray, İlhan Berk, Metin Eloğlu, Can Yücel, Ahmet
Arif... Türk Dili (1951 - ) Şairleri: Behçet Kemal
Çağlar, Cahit Külebi, Salah Birsel, Fazıl Hüsnü
Dağlarca, Behçet Necatigil, Cahit Sıtkı Tarancı,
Selahattin Batu, Ceyhun Atuf Kansu, Turgut Uyar, Metin
Eloğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Gülten Akın, Nevzat
Üstün, Ali Püsküllüoğlu... Türk Düşüncesi, (1 Aralık
1952 - 1 Nisan 1960), Şairleri: Behçet Kemal Çağlar,
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Osman Attila... Ufuklar (1 Şubat
1952 - Eylül 1953) Şairleri: Başaran, Attila İlhan,
Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Fazıl Hüsnü Dağlarca,
Kâmuran S. Yüce, İ. Zeki Burdurlu... Varlık (15 Temmuz
1933 - ) 1950 - 1955 arasında yazan şairler: Sabri Esat
Siyavuşgil, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı,
Ziya Osman Saba, Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet
Anday, Necati Cumalı, Sabahattin Kudret Aksal, Berin
Taşan,Ceyhun Atuf Kansu, Attila İlhan, Başaran, Tahsin
Yüce, Gülten Akın... Yenilik, (15 Aralık 1952 - Aralık
1957) Şairleri: Behçet Necatigil, Cahit Külebi, O. Murat
Arıburnu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı,
Salah Birsel, Necati Cumalı, Sabahattin Kudret Aksal,
Cahit Irgat, Ö. Edip Cansever. Ercümend Behzat Lav,
Kâmuran S. Yüce, Özdemir Asaf, Selahattin Batu, İ. Zeki
Burdurlu, Turgut Uyar, Kemal Özer, Nevzat Üstün, Ercümet
Uçarı... Yeryüzü, (15 Eylül 1951 - 15 Mart 1952)
- Şairleri:
A. Kadir, Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, Ahmet Arif, İlhan
Berk, Şüran Kurdakul, Arif Damar (Barikat), Mehmet
Kemal, Sabri Altınel...
- Bu
dergiler bir sanat anlayışını yaygılaştırmak,
benimsetmek ve yaşanır kılmak için yola koyulmuşlar.
Estetik olanla, ideolojik olanı birbirine yedirmeyi
amaçlayanlar da olmuş doğal olarak. İktidarlarla çarpışa
çarpışa var olmayı sürdürenler de olmuş aralarında.
Bunların dışında bir sanat akımını yerleştirmek için
çırpınanlar da olmuş. Yedi Meş'ale'yi düşünün. Ya da
Servet-i Fûnun'u geçirin usunuzdan. Aynı adı taşıyan
gruplardı bu dergilerin yayımcıları. Yeni Gerçek dergisi
toplumcu sanatın çıkış aradığı bir ortamdı. Adı konmasa
da, Pazar Postası ikinci Yeni'nin biricik iletişim
organıydı. Broy, Yenibütüncü Şiir'in açılımlarını
getirdiği bir şiir dergisiydi. Batıda da aynı
paralellikte bir işlerlik göstermiştir dergicilik.
Örneğin Sürrealizm akımı çıkartılan dergilerle ulusal ve
evrensel bör boyut kazanmıştır. Dadaizm'in yadsıdı ve
yıktığı insan tipi yerine, yeni insanı yaratmak için işe
koyulmuştu sürrealizm. Manifestosu olmasa da, Hece
dergisini de öyle görüyorum ben. Geniş zamana yayılmış
biçimde, için için bir manifestoyu oluşturuyor gibi.
Yeni bir insan, yeni bir sanat önermenin hazırlığını
yapar gibi. Gelecek zamanlarda, biriktirdiklerini
biçimleme hazırlığı gibi de görülebilir. Deforme olmuş
insan tipini onarma çabası da var bunun içerisinde. Bu
bağlamlarda bakıldığında Hece, düşlenileni
gerçekleştirmek için hazırlanıyor denilebilir. Her
sayısında sanatçılara ilişkin hazırlanan dosyalar
çıkartılan özel sayılarla, özenilecek bir arşiv
oluşturuluyor. Bütün bunlar yapılırken, kırıcı olmadan
sanat anlayışlarını da yüzleştirmiş oluyor. Yok saymıyor
hiçbir şeyi. Ulusal kültürün bütününü üstleniyor. Doğal
ayıklanmadan yana görünür. Bu tutumda diyalektik bir
yaklaşım da işletiliyor elbette. Sanat alanında başka
biçimde, başka biçimlerin de olabileceğini vurguluyor
durmadan. Bunda başarılı da oluyor.Tutucu (sekter)
olmayışı, daha canlı kılıyor Hece'yi. En önemlisi,
tartışmaktan, herkesin bildiğini getirmesi koşuluyla,
ortaklaşa düşünmeyi anlıyor olması. Bu, Hece'nin kendini
hoş görülü bir taraf kılıyor. Kendi tarafında, kendi
rengini üreten bir anlayışla. Başarılı olan bu derginin,
daha da başarılı olacağı kesin. Yakın gelecekti,
edebiyatla ilgili yazıların dip notlarında hep olacağa
benziyor. Önemlidir bu. Kalıcılıktır.
- Nice
yüzüncü Heceler'e diyorum, içtenlikle.
-
- TURAN
KARATAŞ
-
- HECE 100
YAŞINDA
-
- Hangi
periyotlarla çıkarsa çıksın, bir mevkutenin her sayısı
bir yaş sayılabileciğine göre, yukarıdaki başlık,
eksik-fazla hele yanlış hiç değildir. Hece dergisi, yüz
sayılık serüveninde/yaşamında yüz yıllık işlerin
üstesinden geldi desem abartmış mı olurum. Sene
hesabıyla yaşı yetmişe, seksene ulaşan dergilerimiz de
oldu/var. Geride bıraktıkları sayılara bakınca, Hece'nin
yüz sayılık koleksiyonunda yapılanların bu dergilerce
yapılamadığını pekalâ görebiliriz.
- Hece
dergisi, bildiğim kadarıyla herhangi bir şirkete,
holdinge, benzer bir kurum ve kuruluşa yaslanmadan, bir
yerden maddi destek almadan yaptı bütün
yapabildiklerini. Her biri kendi alanında vazgeçilmez
kaynak olmaya namzet özel sayılar (öykü, şiir, roman,
eleştiri) çıkardı. Ele alınan türlerin edebiyatımızdaki
bütün macerası, temsilcileri, iyi örnekleri ve sicilleri
yeniden gözden geçirildi, şimdiye kadar eksik
bırakılanlar/yapıl(a)mayanlar kayıtlara eklendi.
- Değerleri
birtakım sebeplerle, şöyle ya da böyle, gereği gibi
anlaşılmamış, anlatılmamış; itibarları, kariyerleri,
düşünce ve sanat alanında yapıp ettikleri her yönüyle
kayıtlara geçmemiş sanat-edebiyat öncülerine (Ahmet
Hamdi Tanpınar, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Necip Fazıl)
anıt sayılar adayarak vefabilirlik örneği sergiledi
Hece. Bunlara eklenebilecek dosyalarla yaşayan edebiyat
adamlarını, bilhassa şairleri gündeme getirdi,
eserlerini tartışmaya açtı.
- Hece
dergisi, bütün bu sıraladıklarımı yaparken bir
gruplaşma, hizipleşme bağnazlığına düşmedi. Farklı
kesimlerden işin uzmanı/erbabı olanlara söz vermeye
öncelik tanıdı. Bizden sizden ayrımına sapmadı.
Ayrımcılık yapmadı. Yapamazdı çünkü sanatın gücünü ve
estetik bir olgu olduğunu biliyordu. Bu bilinçle yüz
ayda yüz yaşına geldi Hece.
- Hece'nin
alkışlanacak bir yönü de her ay aksamadan çıkması, onca
dergide görülmeyen bir düzenlilikle her ayın ilk gününde
okuruna ulaşmasıdır. Kendisini bekleyenleri üzmedi
dergi, merakta bırakmadı. Onlarca yılda kurulamayacak
bir geleneği yerleştirdi. Her ayın birinci günü vitrinde
olmak, okunmaya hazır bulunmak başarısını gösterdi. İyi
mi oldu kötü mü, bilmem ama, kurumsallaştı Hece.
- Bunca
güzelliklerin, alkışa değer yapıp edilenin yanında
kusurları da yok muydu Hece'mizin. Kanaatimce, derginini
kusurlarından biri giderek kendini az okunur bir
keyfiyete teslim etmesiydi. Sekiz punto yazıyla lebaleb
doldurulmuş yüzlerce sayfanın öyle bir çırpıda, bir
ayda, bir sonraki sayı gelmeden okunup hazmedilmesi/
hatmedilmesi kolay değildi. Her sayıda birkaç yazı
okumak kâfidir kavline itibar edenler, bu durumdan
şikayetçi olmayabilirler. Benim gibi dergisini okumak
isteyen fakat bunu arz ettiğim gerekçeyle
gerçekleştiremeyen okurların durumdan bizar olduklarını
biliyorum.
- Hece'nin
önemli bir zaafiyeti de, bir yetiştirme merkezi, bir
okul olma yolunda nihaî amaca ulaşamamasıdır. Bizzat
derginin yetiştirip edebiyatımıza armağan ettiği bir
şair, öykücü, denemeci ya da eleştirmen olmadı. Hep
başka yerlerde isbat-ı vücut edenler ve/ya kimi
akademisyenler göründü dergide. Yani fidanlık değil
görkemli, yemiş vermeye durmuş ağaçların mahfili/meskeni
oldu dergi.
- Belki
çağın gidişatı da mani oldu ama bir Hece kadrosundan
yani "Hececiler" diye bir topluluktan söz etmek güç
görünüyor. Belki bir çekirdek kadro, değişmez süvariler
var: Hüseyin Su, Ömer Lekesiz, Hasan Aycın, bir süredir
Cahit Koytak, Mustafa Aydoğan... Sanki, dergi şöhretlere
itibar etti diyesim geliyor. Altyapıdan yetiştirmek
yerine dış transferlere rağbet etmek gibi bir şey.
Çağın modası bu !..
- Sözüm
kâle alınır mı bilemem, bana kalsa, her ay altmış yetmiş
sayfayı geçmeyen bir dergi olsun isterdim Hece. Her
sayısında üçten beşten fazla şiire yer vermeyen. Her ay
bir dosyayla çıkmak yerine arada bir dosya yapıp özlenir
olan, nicelik yerine nitelik'i daha çok önemseyen,
amatör ruhu bir şekilde yedeğinde tutan bir
profesyonelliğe meyleden bir dergi. Bir temenni de şu,
deneme, anı gibi çabuk/kolay okunan, farklı okuyucu
kümelerinin ilgisini çekebilen yazılara da yer
verilebilen bir Hece.
-
- NECATİ
MERT
-
- DERGİ
GEÇMİŞİMİZ VE "HECE" DERGİSİ
-
- Şükran
Kurdakul'un tespitidir: "Edebiyat dergilerinin tarihi,
bir bakıma edebiyatımızın yenileşme aşamalarının
tarihidir."1 Sanırım, yanı sıra, toplumsal ve siyasal
düşünce dönüşümlerinin de.
- "Servet-i
Fünun" sadece ilk değil, aynı zamanda en yüksek sayıya
da ulaşmış bir dergi. Tam 54 yıl (1891-1944) çıkıyor. Ve
2454 sayı. Derginin adıyla bilinen ve temsilcileri
Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Halit Ziya... olan
edebiyat burada doğuyor. Dili ağır ve yapay. Halktan
kopuk. Eğilimi modern. Batıcı. O kadar ki Ahmet Mithat,
o meşhur "Dekadanlar" makalesini bunlar için yazıyor.
- "Genç
Kalemler" (1911-12) Milli Edebiyat akımının dergisi.
Öncü isimleri Ömer Seyfettin, Ali Canip, Ziya Gökalp.
Cumhuriyet'ten sonra "sadelik" olarak devam edecek "Yeni
Lisan" akımının çerçevesi bu dergide çizilir. Milli
davalar, ilk kez edebiyatın davası olur. Aynı dönemin
yine milliyetçi iki dergisi daha var: "Türk Derneği",
"Türk Yurdu".
- Kurtuluş
Savaşı yıllarında ve Cumhuriyet'i izleyen yıllarda çıkan
dergilerin başlıcaları şöyle: "Dergâh" (1921-23),
"Aydınlık" (1921-25), "Milli Mecmua" (1924-28), "Resimli
Ay" (1924-30), "Hayat" (1926-29), "Fikirler" (1927-50).
Bunlardan "Dergâh" ve "Hayat" dönemin soldan ve sağdan
bellibaşlı yazar ve şairlerine yer veren dergiler. Lakin
iktidarla sorunları olmuyor. "Resimli Ay" ise Nâzım'ın
"Putları Yıkıyoruz" başlıklı yazılarının yayımlandığı
dergi.
-
Peşlerinden gelen kayda değer dergi, "Ülkü" (1933-49).
Önce M. Fuat Köprülü, daha sonra Fevziye Abdullah Tansel
ve Bedrettin Tuncel yönetimlerinde çıkıyor. Rejim
dergisi olup başlangıçta araştırma, sonraki dönemlerde
ise folklor ağırlıklı.
- "Ülkü"yle
aynı yılda, 1933'te ilk sayısı yayımlanan ve yayımını 72
yıldır -muammer olsun- sürdürüp 1171. sayısına ulaşan
"Varlık" yeni edebiyatçılara ve düşüncelere her zaman
açık olmasına ve özellikle kurucusu Yaşar Nabi'den sonra
daha da serbestlik göstermesine rağmen "Atatürk ilke ve
inkılapları" çizgisinde bir dergi olarak bilindi.
- "Yücel"
üç ayrı dönemde çıkmış bir dergi. İlki 1935'den 1945'e
kadar sürüyor. 145 sayı. Daha sonra, biri 1950'de,
diğeri 1955'te olmak üzere, ama ömürsüz iki kez daha
çıkıyor. Derginin kimliğini Orhan Burian'ın ve Vedat
Günyol'un yazıları belirliyor daha çok. Bu da,
Hümanizm'den beslenen ve daha sonra "Mavicilik" diye
popülerleşecek olan Anadoluculuktur.
- Necip
Fazıl'ın dergisi "Ağaç" (1936) 17 sayı çıkabilmiş bir
dergidir; lakin "idealist felsefeye bağlı görünmesine
karşın, sayfalarında yeni edebiyatın değişik
eğilimlerine yer veren?2 kimliğiyle dikkat çeker.
- "Yeni
Edebiyat"ın (1940-41) başında Reşat Fuat Baraner ile eşi
yazar Suat Derviş vardır. Dergi toplumcu gerçekçi
edebiyatın hem ürünlerine yer verir hem de estetik
sorunlarına el atar.
- "Yurt ve
Dünya" (1941-44) ve "Yürüyüş" (1941-43) dergileri de
toplumcu gerçekçi doğrultuda dergiler. "Yurt ve Dünya"
sosyoloji, tarih ve ekonomi ağırlıklı. Edebiyat bunların
yanı sıra var. "Yürüyüş" ise tam bir edebiyat dergisi.
- "Büyük
Doğu"da (1943-44) ağırlık, başlangıçta edebiyattadır.
Öyle ki görüşçe Necip Fazıl'a yakın olmayanların
ürünleri de yer alır dergide. Ama giderek "Ağaç"taki
idealizm koyulaşarak öne geçer.
- Bunlar
bizden önceki dergiler. Benim kuşağım bu dergilerden
yalnız "Varlık"ı tanıdı. Hatta "Varlık"ta yazanlar da
oldu. "Varlık"ı tanıdığımda, yıl 1958 veya 1959'du.
"Dergi" dendiğinde akla Şevket Rado'nun "Hayat"ının
geldiği yıllar. Ankara'daki fakülte yıllarımda -1963-68
yılları- "Ant", "Yön", "Devrim" gibi siyasi dergileri
izledim. O yıllar Salim Şengil'in "Dost"u da
çıkmaktaydı, hatta Dost Yayınlarından çıkmış ne varsa
almıştım da: Nezihe Meriç, Güner Sümer, Attila İlhan,
Suat Taşer... ama dergi ile, edebiyat dergileri ile
aramda mesafeli bir ünsiyet oldu. TDK'nın "Türk Dili"
elimde hayli sayısıyla, Doğan Hızlan yönetiminde çıkan
"Yeni Edebiyat" hiç eksiksiz mevcuttur ama, durumu
değiştirmez bunlar. "Hisar" yoktur sözgelimi.
- Bunun
kırılması "Yansıma" (1972-1975) iledir. Ki zaten
"Yansıma" yazdığım ilk dergidir de. O dönemin bildiğim
ve hatırladığım diğer dergileri: "Yeditepe", "Yeni
Ufuklar", "Yeni Dergi", "Papirüs". Bunlar zaten
çıkmaktadır. Yeni çıkanlarsa şunlar: "Türkiye Defteri",
"yeni a", "Militan", "Sanat Emeği", Yazko Edebiyat"...
Hepsi de edebiyatla toplumsallığı iç içe olan dergiler.
- 1980
sonrasının dergileri edebiyatın yanı sıra resme, müziğe,
sinemaya da yer verir. "Milliyet Sanat", "Gösteri",
"Adam Sanat" aklıma ilk gelen üçü. "Argos" ve "Gergedan"
bunu üst düzeyden yapar. "Sanat Olayı" merkezle
yetinmeyip taşraya da uzanmasıyla dikkat çeker.
- Bu
dergilerin 90'lı yılları görenleri sayfalarındaki
resimleri giderek artırır. Bunların şeklen magazin
dergilerinden farkları kalmaz. Popülerlik adeta asıl
amaçları olur. Belki bundandır, edebiyat, tür
dergilerine yönelerek kendine yeni yollar arar bu
dönemde: "Sombahar"ı, "Adam Öykü"yü, hatta "Edebiyat
Eleştiri"yi böyle değerlendirmek yanlış olmaz sanırım.
- Lakin bu
dergilerin, bütün farklılıklarına rağmen bir de
ortaklıkları vardır: Dar açılıdırlar. Şöyle ki her
birinin duruş ve duyuşu belli bir ezbere dayanır.
Dolayısıyla bu ezberi paylaşanlara açarlar sayfalarını.
- Bunun
böyle olmaması gerektiği 2000'in hemen öncesinde çıkan
"E" ile gösterilir. (Mütareke ve Savaş yıllarının
dergilerini veya "Ağaç"ı hatırlamak yanlış olur mu
acaba?) Yelpaze geniştir "E"de. Gerçi "Hece" de geniş
açar yelpazesini. Edebiyatın ideoloji işi değil, bir dil
işi olduğunu kabul eder. Bu yüzden de herkese açıktır.
Çıkışı da öncedir: Ocak 1997. Lakin açısını genişletmesi
giderek olur. İlk sağlam kanıtı, "Türk Öykücülüğü Özel
Sayısı"dır (Ekim-Kasım 2000) bence.
- Durumu
iki dergiyle sınırlamak istemem. Çıkmakta olan
"Virgül"le ?kitap-lık" da bu soy dergilerden.
Saplandıkları ezberleri yok. Ne dersiniz bilmem ama,
"Birikim"le başlayan şöyle böyle otuz yıllık "iletişim"
arayışının getirdiği sonuçtur bu. Mükemmeldir.
-
- 1 Şükran
Kurdakul, Çağdaş Türk Edebiyatı/Cumhuriyet Dönemi, Broy,
İstanbul, 1987, s. 33
- 2 Şükran
Kurdakul, a.g.e. s. 36.
-
- AHMET
İNAM
-
- HECE
DENEN CÜMLENİN SIRRI
-
- Hecenin
değerini bilemediğimiz için, sözcükler perişan oluyor,
cümleler zulme uğruyor; söz, zulmet perdesiyle
örtünüyor. Küçük, alçak gönüllü, dirençli, arayan,
araştıran, çalışkan hecelerin sözcükleri gerekiyor
edebiyatımıza. Oysa, hecesi, sözcüğü olmayan cümleler
uçuşuyor ortalıkta; cümleler ne kelime; öyküler romanlar
uçuşuyor, çok bilmiş denemeler. Hecenin sahip olduğu
tevâzu, "tevazzu" (konma, konuş) değildir: Yüksekten
"konma" değildir: vakarlı bir tevâzu, mahviyeti kabul
etmiş; kökü, pınarı, cansuyunu arayan tevâzudur. Bütünün
değerini bilen, parçayı görür, kesretteki vahdeti,
hecedeki sözcüğü, sözcükteki cümleyi.
- Hece,
çalışkan, geniş ufuklu, alçak gönüllü arkadaşların nice
emeklerle çıkarmaya çalıştıkları yayınların henüz
bitmemiş, umarım, uzun sürede bitmeyecek cümlesidir.
Edebiyatımıza, edebiyat dışından getirilen duvarların
yıkılmaya başlamasında, bu sabırlı arkadaşların elbette
katkıları vardır.
-
Çıkardıkları özel sayılar, eğildikleri konular,
yayınladıkları kitaplar ile bu vakarlı tevâzu, edebiyat
tarihinde yerini alacaktır.
- Edebiyat,
kültür olarak bu dünyada varoluşumuz için en büyük
olanaklarımızdan birisidir. Ona hizmet etmek, bu
kültürün katkısıyla insanlığa hizmet etmektir. Hece,
duvarlar arasında geçitler açmaya çabalayan, kendi
edebiyat ve kültür anlayışını, farklı anlayışlar yanında
var etmek isteyen bir edebiyat sevgisinin adıdır. Hece
etkinliğinin içinde olan arkadaşların bu bilincinden,
diğer yayıncı ve dergici arkadaşların öğrenecekleri
vardır.
- "Marifet
iltifata tabidir" denmiştir. Edebiyat yolcuları
iltifatlarını esirgememişlerdir, Hece'den; onun,
gittikçe güzel bir cümle olmakta oluşunun sırrı da bu
olsa gerek.
|
|