[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

ŞABAN SAĞLIK

ÖZNEL ELEŞTİRİDEKİ NESNELLİK/NESNEL ELEŞTİRİDEKİ ÖZNELLİK

 

"Nesnelle kastedilen, olguların tartışma yaratmayan yönüdür.

Sorgulamadığımız izlenime, sınıflandırılmış

verilerden oluşan yüzeye nesnel deniliyor şimdi.

Öznel dedikleriyse, bu yüzeyi delen, konunun özgül

deneyimini üstlenen, bütün hazır yargıları bir yana

atan ve nesnenin kendisiyle bağlantıyı çoğunluk

mutabakatına yeğleyen her şeydir."

Adorno

 

Kavram mı Yöntem mi

Kavramsallaşmış her olgunun bir "nesne"si vardır. Yani her kavram bir "şey"le ilgilidir ve o "şey" söz konusu kavramın sınırlarını da belirler. Burada söz konusu olan olgu, bir "obje" olabildiği gibi, herhangi bir "durum" ya da "oluşum" da olabilir. Dolayısıyla, her bir olgu bir "şey"le ilgilidir ve onun da sınırları vardır. İnsanlar bir şeyden bahsederlerken -ki o şey ya bir kavramdır ya da bir olgu- aslında sınırları belirlenmiş / bilinen olgulardan söz etmiş olurlar. Hakkında konuşulan ya da yazılan her şey bu bağlamda bir "olgu"dur. Bir alanda sözlü ya da yazılı olarak fikir beyan etmek ise bir olguyu irdelemekten başka bir şey değildir. Formu farklı olmakla birlikte her bir kavram ya da terim üzerinde konuşulabilir ya da yazı yazılabilir.

Hem bir form (tür) olarak kullanılan hem de konuşurken ya da yazarken kişinin takındığı tavrı yansıtan "eleştiri"yi bu bağlamda nasıl değerlendireceğiz? Yani eleştiri, hakkında konuşulan / yazılan bir kavram mıdır yoksa hemen her şeyi irdelerken başvurulan bir yöntem midir? Burada şöyle bir soru sorabiliriz: Acaba köklü ve yaygın bir kavram olan "eleştiri", "ne" hakkındadır ve sınırları nerede başlar, nerede biter? Soruyu "eleştirinin nesnesinin ne olduğu" şeklinde de kısaltabiliriz. Şayet eleştiri bir kavram ise, o mutlaka bir şey hakkında olmalı; o şeyin de sınırları olmalıdır. Şayet eleştiri bir "yöntem" ise, bu durumda onun sınırlarının ve "ne" hakkında olduğunun karmaşıklığı ile yüz yüze gelmiş oluruz.

Yöntem boyutuyla eleştiri objelere bakışla ilgilidir. İnsanlar aynı yöne ya da objeye baktıkları zaman neden genellikle aynı şeyleri göremezler? Aynı yönde ya da aynı objede şüphesiz her bakanın gördüğü aynı şeyler de vardır. Ancak insanlar buna rağmen aynı objede genelde farklı şeyler görürler. Acaba bunun sebebi nedir? Her bakışın bir "arama" olduğunu söylersek, tabii ki insanlar baktıkları objelerde farklı farklı şeyler ararlar. Aynı şeyi arayanların aynı şeyi görmeleri normaldir. Ya farklı şeyler arayanlar?... Söz konusu farklılık bakılan objede farklı şeylerin görülmesine sebep olmaz mı?

Kavram boyutuyla ise eleştiri, bir şeye birinin bakmasını ve gördüklerini bir "yargı"ya dönüştürerek aktarmasını içerir. Daha doğrusu bir şeye bakan biri, baktığı şeyde ne aradığını; aradığını ne kadar bulduğunu; bulduğunun yeterli olup olmadığını göz önüne alarak o şeyi değerlendirir ve bir sonuca varır. Eleştiri işte o sonucun adıdır.

İşte bu karmaşık yapısı sebebiyle eleştiri, hep tartışılan bir kavram olmuştur. Gerek form olarak gerekse yöntem olarak hakkında pek çok görüş de ortaya konulan eleştiri, yine bu karmaşık yapısı yüzünden olmalı, çok çeşitli şekillerde algılanmaktadır. Bu farklı algılar değişik eleştiri görüşlerinin ortaya çıkmasına da sebep olmuştur. "Nesnel eleştiri" ve "öznel eleştiri" de bu görüşler arasındadır. Bu iki eleştiri anlayışı genelde birbirinin zıddı olarak görülür. Gerçekten bu eleştiri anlayışları birbirlerine zıt mıdır? Aralarındaki fark nedir? Buluştukları ortak nokta var mıdır? Her öznellik kötü müdür? Her nesnellik iyi midir? Nesnel nitelikte bir öznellikten bahsedilebilir mi? Edebi metni kuran özne bizzat özne(l) değil midir? Metnin nesnelliği, o metni kuranın nesnelliği midir? Metnin öznelliği o metni kuranın öznelliği midir? Öznel nitelikteki bir metinde nesnel değerler yok mudur? Nesnel nitelikteki bir metinde ise öznel değerler yer alamaz mı?

Şimdi bu sorular çerçevesinde ilk önce "eleştiri" kavramını; daha sonra da söz konusu iki eleştiri anlayışını ve aralarındaki münasebeti irdeleyelim.

 

Asıl Olan Eleştiridir

Türü ne olursa olsun burada öncelikle "eleştiri" kavramı üzerinde durulmalıdır. Eleştiri, "eleştirmen", "eleştirilmesi gereken obje", "eleştirmenin objede ne aradığı (kıstas)", "objeyle irtibatta olunan süreç", "eleştirmenin sonuçta obje hakkında verdiği hüküm" gibi temel unsurlardan oluşur. Bu yönüyle eleştiri hukuk sistemindeki "yargılama"yı hatırlatmaktadır. "Yargılayan", "yargılanan zanlı", "zanlıya isnat edilen suçun hangi kanunun hangi maddesine girdiği", "yargılama süreci" ve "hüküm" gibi hukuki kavramlar eleştiride yerini "eleştirmen", "eleştirilmesi gereken obje", "eleştirmenin objede ne aradığı (kıstas)", "objeyle irtibatta olunan süreç", "eleştirmenin sonuçta obje hakkında verdiği hüküm" gibi kavramlara bırakmaktadır. Rasim Özdenören eleştiri hakkında işte bu manada bir tanım yapar: "Eleştiri, belirli kıstaslar çerçevesinde bir esere yaklaşarak ve gene aynı kıstaslar çerçevesine bağlı kalarak söz konusu eseri değerlendirmek demektir. Sonunda kuşkusuz ki "beğendim", "beğenmedim" kabilinden belki bir takım öznel yargılara varılacaktır. Ne var ki öznel gibi görünen bu tür yargılar temellendirilebilmişse öznellikten kurtulup nesnelleşebilecektir."1

Eleştiri ile yargılama arasındaki bu benzeşim, her iki kavramın aynı anlama geldiğini göstermez. Çünkü yargılamada "yargılayan", "yargılanan"dan üst konumdadır. Eleştiri bağlamında bu durum bizi, eleştirmen eserden ve yazardan daha üst konumdadır, gibi bir sonuca götürür ki, böyle bir yaklaşımın büyük sakıncaları vardır. Bu durumda eleştiri bir tür yargılamadır ama burada yargılayan ile yargılanan arasında bir hiyerarşi kurulması gerekmez, diye de bir başka hüküm vereceğiz. Mutlaka bir hiyerarşi kurulacaksa, yazarın eleştirmenden daha önde gittiğini söylemek zorunda kalacağız. Modern Türk edebiyatının önemli eleştirmenlerinden Hüseyin Cöntürk'e göre, eleştirmen yaratıcıdan sonra, yani ikinci sırada gelir. Mesela hikaye ve şiir yazma bir sanattır; oysa eleştiri sanat değil bir tekniktir.2

Burada sorulması gereken temel sorulardan biri de eleştiriye, tabii olarak da eleştirmene ihtiyaç olup olmadığı sorusudur. Bu soruya hem "evet" hem de "hayır" cevapları verilmiştir. Denemelerini bir tiyatro eseri gibi ve diyaloglar yoluyla yazan Oscar Wilde, "Sanatçı Olarak Eleştirmen" adlı denemesini Ernest ve Gilbert adlı kişilerin diyalogları üzerine kurmuştur. "Eleştiriye ve eleştirmene ihtiyaç var mı?" sorusuna Ernest, "gerek yok" şeklinde yaklaşırken, Gilbert toplumun eleştiriye ve eleştirmene olan ihtiyacını büyük bir içtenlikle dile getirir.

Burada ilk önce eleştiri ve eleştirmene tahammül edemeyen Ernest'in bazı cümlelerine yer verelim: "Bir sanatçı neden eleştirinin tiz çığlıkları, çirkin yaygaralarıyla rahatsız edilsin ki? Neden kendileri yaratamayanlar yaratıcılığın ürünlerine değer biçmeye kalkışsınlar? Onlar yaratıcılıktan ne anlar ki? Hem zaten bir eser kolayca anlaşılabilecek nitelikteyse açıklanmasına ne gerek var?" (s. 40)3

"Sanatın en parlak günlerinde sanat eleştirmeni yoktu ortalıkta. (…) O zamanlar sanatçı özgürdü." (s. 43-44)

"Yaratıcılık yeteneği eleştiri yeteneğinden daha değerlidir." (s. 56)

Ernest'in bu görüşlerine karşılık Gilbert büyük bir içtenlikle eleştirinin lüzumuna inanır ve özellikle kültür ve sanat hayatında eleştirmenlerin ne kadar önemli kişiler olduklarına dikkat çeker. Gilbert'in bu manadaki sözlerinden bazıları şöyledir:

"Yaratıcılıkla eleştirmenlik arasındaki karşıtlık tamamen yapaydır. Neden dersen, eleştirme yeteneği yoksa sanatsal yaratıcılık olarak nitelenmeyi hak eden hiçbir yetenekten de söz edilemez." (s. 56).

"Eleştirinin var olmadığı bir çağ, ya sanatın âtıl kaldığı, katı kural ve biçimlerle, biçimsel tiplerin kopyalanmasıyla sınırlandığı bir çağdır ya da tümden sanatsız kalmış, sanat adına hiçbir şeyin yaratılmadığı bir çağdır. (…) Aynı zamanda eleştirinin var olmadığı yaratıcı bir çağ yaşamadı daha insanlık. Çünkü yeni formları icat eden yalnızca eleştiri yeteneğidir. Yaratıcılık kendini tekrarlamaya meyleder. Oysa filizlenen her yeni, farklı ekolü eleştiri yeteneğine borçluyuz." (s. 58).

"Eleştiri yaratıcılığa oranla çok daha fazla kültür birikimi gerektirir." (s. 60).

"Zavallı eleştirmenler açıkça edebiyatın sulh mahkemesinin raportörleri konumuna düşürülmüşler, alışılagelmiş sanat suçlularının cürümlerini kayda geçiren katipler gibi çalışıyorlar." (s. 60).

"Ben eleştiriyi yaratıcılık içinde yaratıcılık olarak tanımlayabilirim." (s. 70).

"Bir eleştirmenin varlığını kanıtlayacak yegane şey, yazdıklarının yarattığı etkidir." (s. 118).

Dikkat edilirse, eleştiri ve eleştirmen konusunda "eleştiriye ve eleştirmene ihtiyaç olduğu" görüşü daha çok seslendirilmektedir. Eleştiri ve eleştirmene ihtiyaç olmadığı görüşü doğru değildir ve özellikle günümüzde böyle bir konumda olacak birinin olması çok zayıf bir ihtimaldir. Burada önemli olan eleştiri ve eleştirmene ihtiyaç olup olmaması değil, eleştiri ve eleştirmenin nasıllığıdır. Eğer eleştirmen dürüst davranmayıp işini hakkıyla yapmazsa, bundan zararlı çıkan kendisi olur. Zaten eleştiri ve eleştirmen hakkındaki tartışmaların çoğu da eleştirmenlerin tavırlarından kaynaklanmaktadır. Eleştirmen çoğu zaman bilerek ya da bilmeyerek yanlış davranışlar sergilemektedir. Eserden çok yazarı değerlendirme tutumunu sergileyen eleştirmenler, bu arada eserleri pekala göz ardı edebilmektedirler. Ahmet Sait Akçay, ülkemizde eleştirmen'in metinle değil de yazarla bir derdi olduğunu söylerken4 bu hususu vurgulamış olur.

Buradan şöyle bir sonuç çıkmaktadır. Eleştirmen işini hakkıyla yaparsa, hem eleştiri kurumu hem de eleştirmen itibar kazanacaktır. Hüseyin Cöntürk, "edebiyatta dünle bugün yan yana ve arka arkaya değil, iç içedir. Bu iç içelik bozulursa edebiyatın yarını olmaz."5 der. Yazarın bahsettiği "iç içeliği" sağlayacak olan da eleştirmendir. Burada söz konusu eleştirmenin hangi eleştirmen olduğunu da sorabiliriz. Öznel davranan eleştirmen mi, yoksa nesnel davranan mı?...

 

Öznel Eleştiri / Nesnel Eleştiri

Eleştirmen, eleştirdiği objeye istediği şekilde bakıp onu istediği gibi yargılayabilir mi? Eleştirmenlerin böyle bir hakkı vardır. Daha doğrusu eleştirmen işini yaparken hiç kimseden izin almak zorunda değildir. Onu bazı kurallara mecbur eden yazılı kanunlar da yoktur. Yani eleştirmen, sanatçıların sahip olmadığı derecede özgürlüğe sahiptirler. Acaba onun bu tavrı keyfilik midir yoksa öznelliğinin bir gereği midir? İşte öznel eleştiri bu aşamada gündeme geliyor. Öznel eleştiri tavrını benimseyen eleştirmen böyle bir serbestliğe sahip görünse de, aslında onu da bağlayan şeyler vardır. En başta, eleştirinin gerektirdiği "yargılarını temellendirme" mecburiyeti onu bazı şeylere riayet etmeye zorlamaktadır. O da bilir ki, temellendiremediği eleştiriye pek itibar eden olmaz. Eleştirmen böyle bir itibar sorununu aklına getirdiğinde pek öyle özgür olmadığını anlar. Rasim Özdenören bu konuda eleştirmenin keyfi davranamayacağını dile getirir. Ona göre öznellik sadece eleştirmenin bakış açısını belirlerken ortaya çıkan bir takdir hakkıdır. Ayrıca eleştirmen, ilkin kendisinin nerede durduğunun, nerde durup nereye baktığının farkında olmalı ve kendi görüşlerinin hesabını vermelidir. Ayağının nereye bastığının farkında olmayan birinin görüşleri keyfi (öznel) kalır.6

Bir insan (okur) olarak eleştirmenin seçici olmasında ve beğenme ya da beğenmeme hakkını kullanmasında yadırganacak bir taraf yoktur. Northrop Frye'ye göre gerçekte bütün okurlar her metni, kendi kişisel konumlarına, duygusal yapılarına ve düşünsel yetilerine göre yaşarlar. Bu açıdan bir bakıma her okur metinde kendini okur.7 Öznellik, okurun veya eleştirmenin bu tavrı ise, yeryüzünde öznel olmayan kişiye rastlanmaz. Yeter ki öznellik "keyfilik" ile karıştırılmasın. Zaten öznel eleştiriye karşı çıkanlar da genellikle keyfiliğe karşı çıkıyorlar. Bundan dolayı da öznelliğin karşısına hep "nesnellik" çıkarılmıştır. Dolayısıyla eleştiride öznelliğin bertaraf edilmesi, üzerinde durulması gereken, çözümlenmesi ve tartışılması gereken önemli bir meseledir.

Eleştiride öznelliği bertaraf etmek; yani eleştirmenin eleştirdiği obje karşısında tamamen tarafsız ve önyargısız oluşu "nesnel eleştiri" olarak adlandırılan anlayışı çıkarmaktadır karşımıza. Eleştirmen eleştirdiği eserin karşısına bütün ön yargılardan soyutlanmış bir şekilde ve adeta çıplak olarak çıkar ve sadece o eseri muhatap alır. Eser dışındaki herhangi bir şey ilgilendirmez onu. Bu yaklaşım edebiyat biliminde "yapısalcılık" olarak adlandırılmaktadır. Yapısalcı eleştiride yazar, metin (eser) dışında hiçbir şeyi (yazar, devir, ideoloji vs.) hesaba katmaz. Yani eser bir "varlık" olarak tek başına ve her şeyden bağımsız olarak ele alınır. Bu, bir anlamda karşınızdaki kişiyi, salt kişilik özellikleri çerçevesinde görmek demektir. O kişinin önemli biri olması, önemli birinin yakını olması, zengin ve itibarlı olması hiç önemli değildir. Önemli olan o kişinin kişisel özellikleridir. Daha doğrusu o kişiyi değerlendirirken kişilik özellikleri dışındaki her şeyi dışarıda bırakmak gerekir. Burada kişi yerine "edebi eseri" koyarsak, edebi eseri değerlendirirken, eserin kendi dışında hiç bir şeyi hesaba katmamak gerekir, diyebiliriz. Burada nesnel eleştiri yapanlar sadece eserleri değerlendirirler gibi bir genellemeye de gitmiyoruz. Nesnel eleştiride önemli olan eleştirmenin eleştirdiği obje (bu sanatçı da olabilir; daha başka bir şey de olabilir) dışında hiçbir şeyi ciddiye almamasıdır.

Acaba böyle bir eleştiri mümkün olabilir mi? Nesnel eleştiriyi önemseyenler bu soruya olumlu cevap verilebileceğini savunurlar. Hatta istenirse bu tür eleştiriye örnekler de bulunabilir. "Nesnel bir eleştiri acaba gerçekten mümkün müdür?" sorusuna Rasim Özdenören şu cevabı verir: "Eğer nesnel eleştiri için elimizde gerçekten nesnel ölçütler bulundurabiliyorsak, mümkündür." Özdenören bu konudaki tereddüdünü ise şu soruyla ortaya koyar: "Fakat bu nesnel ölçütleri bize kim verecek?"8

Nesnel eleştiri denilince genelde eleştirmenin kendi öznel beğenilerini dışlayıp, "nesnel ölçüt"lerle elindeki metne yaklaşması ve o ölçütler çerçevesinde o metni değerlendirmesi akla gelir. Böyle bir değerlendirmeyi yapmak için de eleştirmen bütün nesnel formları elinin altında bulundurmalıdır.9

Çağdaş Türk edebiyatının önemli eleştirmenlerinden bir olan Hüseyin Cöntürk'ün tanımladığı ve uyguladığı eleştiri de nesnel eleştiridir. Cöntürk, hep öznel eleştiriye karşı olmuştur. Ayrıca o eserin nasıl yazıldığından ve edebi niteliklerinden çok "ne söylediği"ne önem veren anlayışlara da iyi gözle bakmaz.10

Nesnel eleştiride genellikle eserin fikri/felsefi arka planı önemsenmez. Yani nesnel eleştiri "ne ve niçin anlatıldığı"ndan çok "nasıl anlatıldığı" sorusuna cevap arar. Ancak eleştirmen eleştiri yönelttiği objeye öznel bir konumdan baktığı için, eleştirisi ister istemez az veya çok görecelilikten payını alacaktır. Nesnel eleştiri yapan eleştirmenin hedefi başkalarının gözünde beğenilmek (alkışlanmak) değildir. Ancak başkaları okuyunca anlamını bulan eser, değerlendirilmeye çalışıldığında o günün koşullarında geçerli olan yaygın anlayışlarla da irtibatlandırılacaktır. Yani, nesnel bakışın ilkesi olan eser dışında hiçbir şeyi dikkate almama olgusu, pek de mümkün görünmemektedir. Bu durumda eserde arz ve talepten bağımsız, "nesnel" bir değerin bulgulanması tartışılır hale gelmektedir. Bu da yüzde yüzlük bir nesnelliğin ve öznelliğin mümkün olmadığı anlamına gelmektedir. Bir başka ifadeyle öznel eleştiride nesnellikten, nesnel eleştiride ise öznellikten söz edilebilir.

 

Öznel Eleştirideki Nesnellik / Nesnel Eleştirideki Öznellik

Öznel eleştiri ile nesnel eleştiri arasındaki ilişkiden söz edenler, bu iki anlayışın birbirinden kesin çizgilerle ayrılamadığını ve birinin içinde diğerinin de olduğunu ifade etmektedirler. Oscar Wilde, Gilbert'in ağzından bu konuda şu açıklamayı yapar: "Sanatsal yaratıcılık bütünüyle özneldir. Sanat, yaratıcısının kendi zihninin ve o andaki ruh halinin ürünüdür. Yaratıcısında var olmayan bir şey yaratılanda da var olamaz. Dahası var, bir eser ne kadar nesnel görünürse gerçekte o kadar özneldir."11

Metni bir "nesne" olarak nitelendiren ve "metin-nesne" kavramını kullanan Mehmet Rifat, bu kavrama bağlı olarak eleştirideki öznellik ve nesnellik konusunda şunu söyler: "Metin-nesneye yalnızca dıştan ve kendi benliklerini görmek için bakanlar özneldir. Metin-nesneye içten ve metin-nesne için bakanlar çözümleme ve yorumlama aşamalarında nesnel, yorumlamayı yazıya aktarma aşamasında da yazı üretebilme yeteneklerine göre özneldir."12

Hüseyin Cöntürk ise, eleştirideki nesnellik ve öznellik ilişkisi konusuna belirli bir süreç izleyerek yaklaşır. Ona göre okuyucunun eserle ilk karşılaştığındaki tavrı duygusal (öznel)dır. Ondan sonra inceleme faslı gelir. En son ise değerlendirme söz konusudur. Bu son kısım ise eleştirideki "nesnellik"e denk gelir. Yani Cöntürk, nesnellikle öznellik, öznellikle çözümleme ve değerlendirme arasında denge kurma çabasındadır.13 Bu da Cöntürk'ün öznellik ve nesnellik arasına belirgin sınırlar çizmediğini gösterir. Bizce de durum bu şekildedir. Yani öznellikle nesnellik arasına kesin sınırlar çizmek zordur.

 

Sonuç

İster öznel isterse nesnel olsun, burada önemli olanın eleştiri olduğunu unutmamamız gerekir. Yani eleştiri, öncelikle eleştiri olmanın hakkını vermelidir. Eleştirinin öznel mi yoksa nesnel mi olduğu hususu daha sonra gelmektedir.

Gerçekte öznel eleştiri ile nesnel eleştiri anlayışları birbirlerine zıt değildir. Her ikisi de eleştiri dünyasının bir yerinde kendi varlıklarını sürdürmektedir. Aralarında ortak paydalar olduğu gibi farklar da vardır. Çoğu zaman ima edildiği gibi öznellik pek o kadar olumsuz bir tavır değildir. Her öznelliğin kötü olduğu da söylenemez. Aynı şekilde her nesnellik de iyi değildir. Nesnel olan objelerde az da olsa öznellikten de bahsedebiliriz. Burada edebi metni kuran sanatçının (öznenin) bizzat özne(l) olduğunu da hatırlatalım Metnin nesnelliği, o metni kuranın nesnelliği değil midir? Aynı şekilde metnin öznelliği ise o metni kuranın öznelliği anlamına gelmez mi?

Burada bir kere daha hatırlatalım ki, asıl olan eleştiridir ve öznellik ve nesnellik daha sonra gelir. Eleştiri için olmazsa olmaz durumunda olan ölçütlerin öznel mi yoksa nesnel mi oldukları pek o kadar önemli değildir. Önemli olan eleştiride ölçütlerin olmasıdır. Genelde "beğenmek" kavramıyla ifade edilen öznellik de eleştirinin nihai hedefi değildir. Yani eser sadece beğeni objesi değildir. Ayrıca eserin içerdiği değerlerin hepsini beğenmek zorunda da değiliz. Yapılan eleştiri, eleştiri olmanın hakkını vermişse onda beğenmediğimiz ama hakkı verilen yargılar da olabilir.

 

 

 

 

1          Rasim Özdenören, Ruhun Malzemeleri, Risale Yay. İst. 1986, s. 189.

2          Oğuz Demiralp, "Eleştirmeci", Kitap-lık, Haziran 2007, Sayı: 106, s. 75.

3          Oscar Wilde, Sanatçı: Eleştirmen, Yalancı, Katil, (Çev. Esin Soğancılar, Kaya Genç, Fatih Özgüven, Türker Armaner), İletişim Yay. İst. 2008. (Metin içinde verilen sayfa numaraları bu baskıya aittir.)

4          Ahmet Sait Akçay, "Kuramsız Eleştiri Olur mu", Kitap-lık, Mayıs 2007, Sayı: 105, s. 74.

5          Oğuz Demiralp, "Eleştirmeci", Kitap-lık, Haziran 2007, Sayı: 106, s. 73.

6          Rasim Özdenören, Ruhun Malzemeleri, s. 79, 190.

7          Ali Galip Yener, Eleştirinin Eşiğinde, Hece Yay. Ank. 2006, s. 17.

8          Rasim Özdenören, Ruhun Malzemeleri, s. 192.

9          Oscar Wilde, Sanatçı: Eleştirmen, Yalancı, Katil, s. 108.

10        Oğuz Demiralp, "Eleştirmeci", Kitap-lık, Haziran 2007, Sayı: 106, s. 76-77.

11        Oscar Wilde, Sanatçı: Eleştirmen, Yalancı, Katil, s. 104.

12        Mehmet Rifat, "Eleştirmen: Metin-Nesne İçine Giren Anlamlandırıcı Özne", Kitap-lık, Mayıs 2007, Sayı: 105, s. 71.

13        Oğuz Demiralp, "Eleştirmeci", Kitap-lık, Haziran 2007, Sayı: 106, s. 77.

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.

 

 


Son değiştirilme tarihi: 08/12/11 18:44.